Martin sert bir tavırla, “Bunu neden daha önce göze almadın?” diye sordu. “Bir işim yokken? Açlıktan kırılırken? Bir insan, bir sanatçı olarak tıpkı şu anda olduğum gibi biriyken, aynı Martin Eden’ken? Günlerdir kendime sorduğum soru da bu - sadece seninle değil, herkesle ilgili. Anlayacağın varsa ben değişmedim; ama birden kıymete binmem sürekli bu konuda kendi şüphelerimi gidermeye zorluyor beni. Kemiklerimin üzerindeki etler aynı, yine eskisi gibi ellerimde ve ayaklarımda onar parmağım var. Ben aynı insanım. Yeni bir güce sahip değilim, yeni bir beceri geliştirmedim. Beynim aynı beyin. Edebiyat ya da felsefe üzerine tek bir yeni genelleme yapmışlığım bile yok. Beni kimselerin istemediği zaman kişilik olarak ne ölçüde bir değere sahipsem şimdi de aynı değerde bir insanım. Beni şaşırtan şey, insanların beni şimdi istemeleri. Beni ben olduğum için istemediklerine şüphe yok; zira ben, o eskiden istemedikleri insanla aynı kişiyim. O halde beni başka bir şeyden ötürü istiyor olmaları lazım. Benim dışımda olan bir şey için, ben olmayan bir şey için! Sana o şeyin ne olduğunu söyleyeyim mi? Elde ettiğim tanınmışlık için. Ben o tanınmışlık değilim. Diğer insanların zihinlerinde var olan bir şey o. Ayrıca bir de kazandığım ve kazanmaya devam ettiğim para için. Fakat ben paradan da ibaret değilim. Para bankalarda ve herkesin cebinde olan bir şey. Ve şimdi sen de beni şöhret ve para için istiyorsun, değil mi?” … “Demek istediğim, eğer beni seviyorsan, nasıl oluyor da aşkın beni reddedecek kadar zayıfken sevdiğinden çok daha fazla seviyorsun şimdi beni?”