#kitapyorumu
Herkese Merhaba
Bugün sizlere harika bir kitap önerisiyle geldim.
Çıban insan psikolojisini ve toplumsal sorunları bir arada ele alan düşündürücü bir romandır.
Serdar,araştırmacı ve bi o kadar da zekasıyla her zaman kendini gösteren bir karakter.Aşırı mükemmeliyetçi ,kibirli ve işkolik bir patrondur.
Serdar’ın hayatını tamamen değiştiği olay bir pastahane de rahatsızlanan Bekir amcayı hastaneye yetiştirmesi ve tedavisini üstlenmesiyle başlar.
Toplumun görmezden geldiği sorunlar aslında zamanla büyüdükçe bir çıbana dönüştüğünü anlatan,herkesin kendine göre bir yarasının olduğunu,bilinmeyen yönlerini anlatan harika bir eser olmuştur.
Tarih ve teknolojinin iç içe olduğu sizleri sürükleyip güçlü mesajlar verecektir.Sizlere tavsiyemdir,mutlaka okuyun
#çıban
#furkanemreaynur
#furkanemreaynurçıban
#melekkitapkulübü
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202688 okunma
Bu kitsp güzeldi. Kitabın içinde başlığında olduğu gibi Hz Ebubekir'in hayatı anlatılıyordu. Bunun yanında Hz Muhammed Hz Ömer gibi değerli isimler anlatılıyordu. Hz Ebubekir Hz Muhammed (sav) en iyi dostlarmış gençlik yıllarında tanışmışlar. Bu değerli isimler Cahiliye döneminde insanların putlara tapmasının ve kötü işlerle uğraşmalarının kötü birşey olduğunu onlara anlatmaları fakat cahil insanlar onlara inanmamaları sonucunda onları imana getirmeye çalışıyor. Onca savaştan onca şeylerden sonra Hz Muhammed ve ekibi galip gelir imanı kanıtlamış Allah'ın trk ve nit olduğunu kanıtlarla. Hz.Muhammed vefat ettikten halife olarak Hz Ebubekir seçilir. Kitabın dili anlaşılırdı. Hz. Ebubekir, Hz.Muhammed, Hz.Hamza, Hz. Ömer'in hayatını merak edenler okuyabilir.
Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî’ye atfedilen veya onun görüşlerini içerdiği düşünülen farklı eserleri derleyen Kitap, Râzî’ye ait olduğu düşünülen eserleri; Bîrûnî, Ebû Hâtim er-Râzî vb. farklı isimlerin eserlerinde yaptıkları atıflar ve derlemeler üzerinden değerlendirmekte, asıl eserlerden önce yer alan açıklama bölümlerinde ise bu konudaki farklı görüşleri detaylı şekilde ele almaktadır.
Ahlâk’ın İyileştirilmesi ve Filozofça Yaşama bölümleri, aklı önceleyen ve insan hayatına doğrudan etkisi bulunan konularda günümüzde de geçerliliğini koruyan psikolojik analizler sunmaktadır.
Eserde yer alan sonraki risaleler ise tartışmanın asıl yoğunlaştığı bölümlerdir. Farklı bölümlerin farklı kişiler tarafından, farklı zamanlarda ve bazılarında Râzî’nin ismi dahi zikredilmeden nakledildiği belirtilmiş olmasına rağmen; “Metafizik Hakkında”, “Kitâbü’l-İlm’i’l-İlâhî” ve “Ebû Hâtim ile Râzî arasında geçen tartışma” bölümlerinin aynı eser içerisinde birlikte sunulması, eserin yorumlanmasını zorlaştırmaktadır.
“Metafizik Hakkında” bölümünde Allah’a ve ahirete inancını açık biçimde ortaya koyan; Aristoteles ve onun takipçilerine karşı zamanın ezelî olmadığını, cansız tabiata irade atfedilemeyeceğini güçlü biçimde savunan bir düşünür profili görülmektedir. Buna karşılık “İlm-i İlâhî” kısmında zamanın beş ezelî unsurdan biri olarak ele alındığı görülmektedir.
200'den fazla eserinin 59’unun günümüze ulaştığı bilinen, eserlerine “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diyerek başlayan ve “[196] Bize göre dünyanın haz ve elemi, ömrün sona ermesiyle son bulduğuna; ölümün olmadığı o âlemdeki hazların sürekli ve sonsuz olduğuna göre, sonsuz ve sürekli hazları bırakıp sonlu ve geçici olanı tercih eden kimse aldanmıştır.” ifadeleriyle ahiret inancına dair görüşlerini ortaya koyan
Kitap 1910 yılında basılmış. Karakterlerin çoğu o dönem yaşamış gerçek kişiler sadece isimleri değişmiş. Kitabın türü roman ama siz bir olay örgüsü beklemeyin. Mısırda bulunan bir grup jön türk'ün kahvede, meyhane ve ya birilerinin evinde toplanıp, istanbul'daki haberlerden, gelişen olaylardan ve o dönemde çıkan gazete haberlerini değerlendirmeleri anlatılıyor kitapta. Mısır'ın sosyolojisi ve coğrafyası kitapta bahsedilen konulardan. O dönemin siyasetini merak edenler için okunabilecek bir kitap.
Hayatımın en büyük derslerini aldığım kitap oldu. Bu kitaptan sonra hayata bakış açım değişti. Ara ara açıp altını çizdiğim yerleri tekrar okuyorum. İyi ki iyi ki okumuşum. Herkese tavsiye ediyorum.
Nurullah Genç, çağdaş Türk şiiri denilince akla gelen ilk beş isimden biridir diye düşünüyorum. Ancak onu yalnızca şair kimliğiyle tanımlamanın, özellikle bu kitabı okuduktan ve roman alanındaki ödüllerini de öğrendikten sonra eksik bir bakış açısı olacağı kanaatindeyim. Kitap genel anlamda otobiyografik ve anı kategorisinde değerlendirilebilecek bir eser olsa da, içerisindeki şiirsel dokunuşlar ve edebî kalite anlatıyı çok daha üst bir seviyeye taşımaktadır.
Bu kitap basit bir otobiyografik anlatı, bir farkındalık hikâyesi ya da bir başarı öyküsü olarak yorumlanmamalıdır. Aslında kaybolmaya yüz tutmuş bir insan tipinin, bir ahlak anlayışının ve bir medeniyet tasavvurunun hikâyesi olarak okunabilmelidir.
Birçok otobiyografik anlatıda ana kahraman yazarın kendisidir. Ancak bu kitapta durum biraz farklıdır. Nurullah Genç, anlattığı bölümlerde genellikle kendisini ikinci ya da üçüncü planda tutarak hikâyeyi tamamlar. Örneğin; Sibirya gazisi Bekir Ağa, oğlu Seyfullah, Gülçehre Ana, köy odasında kitap okuyan insanlar, çocuklarını okutabilmek için hayatını adayan anne ve babalar, yol gösteren öğretmenler ve kapısını açan dostlar anlatılan bölümlerin asıl kahramanlarıdır. Bu nedenle kitap aslında Nurullah Genç’in değil; onu yetiştiren insanların kitabıdır. Yazarın başarısı bireysel değildir. Bir köyün, bir ailenin, bir kültürün ve bir inancın ortak başarısıdır.
Kitabın en etkileyici taraflarından biri şüphesiz Sibirya gazisi Bekir Ağa portresidir. Dört yıl süren Sibirya esaretinden dönen bir insanın, harabeye dönmüş köyünü sekiz yıl boyunca yeniden inşa etmesi olağanüstü bir hadisedir. Bekir Ağa bunu kahraman olmak için değil, doğru olanı yapmak için yapar. Bu yönüyle eser, modern bireyciliğin karşısına geleneksel Anadolu irfanını ortaya koyar.
Kitap boyunca Pinaduz köyü