“Mademki güneşin kuluyum, hep güneşe ait sözler söylemeliyim. Ben ne geceyim, ne de geceyi sevmedeyim.
Böyle olunca rüyadan bahsetmem gerekir mi?
Mademki güneşin elçisiyim, onun tercümanı olayım,
ona sorayım da size cevap vereyim.
Mademki değer bakımından güneşe benziyorum,
yıkık yerleri aydınlatmalıyım, mamur yerlerden kaçınmalıyım, harap sözler söylemeliyim.
Mademki gönlüm senin toprağının kokusunu almıştır,
sudan bahsedersem, civarındaki topraktan utanırım.
Yüzündeki örtüyü kaldır, yüzünü aç! Çünkü senin yüzün çok kutludur. Yüzün örtülü olarak konuşmamı bana reva görme!
Sonra, yıllar sonra bir kadın tanıdım. Tıpkı benim gibi feleğin ağır bir sillesini yediği mahsun bakışlarından belli, kırılgan, zarif, adeta şeffaf, ipek gibi bir kadın.
Tüm duygulara kapalı gönlüm canlandı.
Sevdim onu, çok sevdim.
Lady Jessica'nın o zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlayan neydi? Şu Bene Gesserit atasözünü iyice düşünürseniz belki yanıtı bulursunuz:
"Sonuna dek gizlenen yol insanı hiçbir yere götürmez. Bir dağın gerçekten bir dağ olduğunu anlamak istiyorsanız ona biraz tırmanmanız yeterli. Dağın tepesine çıkarsanız dağı göremezsiniz."
Bir insan böyle tanınır.