Seksen dört gündür balık tutamayan balıkçı bir ihtiyarın inancını diri tutarak seksen beşinci günde denize açılmasıyla serüven başlar. Yaşlı adam yaşamını balıkçılıkla sürdürür ve senelerce bu işi yapar. Son zamanlarda üzerinde büyük bir şanssızlık vardır. Yanında çalışan küçük çocuk da seksen dördüncü günün sonunda üzülerek onun yanından ayrılır ve farklı bir tekneye gider. Yaşlı adam; eskisi kadar güçlü olmayan elleri, küçük sayılacak teknesi, senelerdir biriktirdiği tecrübesi ve Afrika’da karşılaştığı aslanların olduğu düşleri ile okyanusun kucağına bırakır kendini.
İşte roman boyunca biz okurlar Yaşlı Adam ve Denizin bu macerasına tanık oluruz. Bir yandan yaşam mücadelesini kazanmak, karnını doyurmak bir yandan da çevresindeki insanların onun balık tutamamasından kaynaklanan acımasız baskısından kurtulmaktır gayesi. Çok geçmeden bir kılıç balığıyla karşılaşır. Kılıç balığı çetindir, en az yaşlı adam kadar mücadelecidir. Yaşlı adam çelimsiz ama tecrübelidir. “Kimse ihtiyarlığında yalnız olmamalı.” diye düşünür. Sürekli küçük çocuğu arar kısık mavi gözleri.
Yaşlı adam ve kılıç balığı arasında güçlü bir bağ olur, kendince bir dostluk kurar adam balıkla. Balığı öldürmek istemese de bunu yapmak zorundadır çünkü “İnsanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır.” “İnsan yok edilebilir ama yenilemez.”
Hayatta kalmak, güçlü durmak için yaralı ellerinden ne gelse yapan; kuşlarla, denizle, kılıç balığıyla dost olan bir ihtiyarın ve doğanın çatışmasını anlatan bu acıtıcı roman, insan mücadelesinin kısa bir özeti gibidir. Kitabı okurken insan kendi mücadelesini hatırlar. Ya da hayatının geri kalan döneminde, “Hedeflerime gitmek için açıldığım bu okyanusta köpek balıklarıyla mücadele etmek için yaşlı adam kadar güçlü olmalıyım.” fısıltısını bırakır kulaklarda.
Yaşamak için, var olmak