6/10
·247 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 21:02
Beş arkadaş (Adlı, Defne, Cem, Volkan, Bilgehan), oklarını, kılıçlarını kuşanıp köylerinden ayrılarak Mor Dağ'daki Saklı Mağara'yı bulmak, gizlenmiş hazineyi alıp geri gelmek için büyük coşku içindeydiler. Ancak yolları hiç de kısa değil üstelik birçok kötülükle doluydu. Neyle karşılaşacaklarını kimse bilmiyordu. . Uzun vadiler, sarp yamaçlar, derin uçurumlar derken karşılarına çıkan köylerde mola verip çıkınlarını alıyor, gece uygun yerlerde konaklıyor, od yakıp başında konuşarak uyuyorlardı. Bir gün gökyüzünde neydüğü belirsiz gölgeler belirmiş, kovalamaya başlamıştı onları. Var güçleriyle atlarına atlayıp dörtnala uzaklaşmışlardı. Ancak bu karşılaşma tek olmayacaktı. Onların ne olduğunu, nereden geldiğini bilmeleri gerekti. . Günler yine geçerken, eşsiz manzaralara tanık olurken haydutların eline düşüp zindana atılırlar. Birçok kişi de içeridedir. Uzun bir süre sonra oradan kurtulmayı beklerler. Acaba o zindanda neler oldu? . Yollarında ilerlerken yine aylar geçmiş, sonunda umutlar tükenmişken mağaraya ulaşırlar. Ancak büyük bir sorun vardır. Kocaman bir ejderha, hazineyi korumaktadır. Beş kafadar bir oyun yapıp hazineyi alabilecekler midir? . Sadık atları hep onların zor günlerinde bekleyip yoldaşları olurlar. Ancak dönüş yolunda yine haydutlar, barbarlar ile karşılaşıp bir mağarada sıkışırlar. Peki, o mağarada neler vardır? . Ara ara oendşni gösteren Karanlık Gölgeler gizemini korurken yine dönüş yolu sakıncalarla doludur. Kovalanır, oklanır, yakalanırlar. Başları sürekli bir beladadır. . Bu uzun yolculuk bitecek mi? Barış Kalesi yeniden ayağa kalkacak mı? Beş kafadarın serüvenine sizler de ortak olun. . 13-17 yaş genç kurgusu. Ancak biraz fazla yinelenmiş olay örgüsü yorucu gelebilir. Bir de yeniden elden geçirilirse akıcılığı, yazım kuralları iyileşir diye
Fantastik
Karanlık GölgelerNihat Gökmen · Hazer Yayınevi · 20231 okunma
Öf yani!
6/10
·184 syf.··
2026 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 08:45
Bu kitabı belki birşeyler hissederim diye aldım? Ama sayfaları okudukça ''evet şimdi birşey olacak '' düşüncesi ile sayfaları çevirmem bir işe yaramadı,aynı sayfaların tekrarını okudum durdum. Neyse dedim tamam hadi 20 sayfa kalmışken şimdi olay patlayacak yok olmadı.Bana göre çok belirsiz bir sonla bitti.Ya bari neden hapsedildiniz onu yazsaydın . Bazı kitapları okurken öf diyorum işte buda onlardan biri oldu! Kısaca tavsiyem;olaylı distopya bir kitap bekliyorsanız benim gibi almayın. Diğer türlü beklentinizi karşılayabilir.
İnsan ve Duygular
Erkek Nedir Bilmeyen BenJacqueline Harpman · Can Yayınları · 202667 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Biraz hayal kırıklığına uğrattı... DİKKAT SPOİLER VAR
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Evet...ilk defa bir inceleme yazıyorum çünkü bu kitabı okuduğumda hissettiklerimi içimde tutmak istemedim. Kitap ilk başlarda gayet iyi ilerliyordu bir sıkıntısı yoktu ama yazar Euria'yı savunuyormuş gibi cümleler vardı yani okurken öyle hissediyordum sanki Euria'nın kötü olması mükemmel birşeymiş gibi... sanki zalim olması çok havalıymış gibi. Öyle bir hissiyat aldım bilmiyorum. Bence Euria kitapta fazla yüceltildi bu kadarına gerek yoktu. Ayrıca ne olursa olsun ben hiçbir zaman Euria'ya acımayacağım çünkü kötü olmak bir seçimdir. Herkes hayatta kötü ve dehşet verici şeyler yaşıyor ama herkes kötü olmayı sevmiyor Euira bunu kendisi seçti yani başına gelen herşeyi hak ettiğini düşünüyorum hatta daha fazlasını hak ediyordu. Şimdi spoilerli kısma geçiyorum (SPOİLER) ÇOOOK fazla gereksiz yere karakter öldüğünü düşünüyorum. Tamam Lin'in ölmesi çokta mantıksız gelmedi ama mesela diğerlerinin ölümü çok gereksizdi sanki sadece öldürmek için öldürüldüler ve çok aceleye geldi. Mesela Nyx ve Valro'nün düşünecek beyinleri yok mu Euria'nın öldürücü gücünden haberdarlar nasıl olur da canları çok kolay birşeymiş gibi Lin'in önüne geçip bizden yararlan diyebilirler? Lin bile kendine o kadar güvenmedi onlar nasıl güvendi pardon? Zatne ikisi de gereksiz yere öldü. Mesela Andros'un ölümü de çok aceleye getirilmişti. Ya resmen zafer kazanıldıktan sonra Andros'un öldüğünü öğrendik ve yazar bunu çok yüzeysel bir şekilde anlatmıştı bir cümlede anlatıp bitmişti. Zaten adamı bu kitapta tanıdık en azından onun için adil bir son gerekiyordu ölüm nedeni acayip saçma adamın kalkan ve saldırı gücü var buna rağmen Drystan'ın zaman kazanması için birkaç askerle savaşırken öldü öyle mi? Kulağa çok saçma ve mantıksız geliyor. Delhin ve Rakan'ın ölümünden de sanki günlük bişeyden bahsediyormuş
Diyarların YazarıAdora Yağmur · İndigo Kitap · 202693 okunma
Sterilize Bir Çağa Başkaldırı: Yolda
9/10
·360 syf.··
2026 37. kitabı
Yol; ucu bucağı bariz, istemsiz sonlara kadir olan bir arayıştır. Esas olan da yol değildir zaten, esas olan yolun bünyelerde neden mana kazandığı sorusudur. İkinci Dünya savaşının psikolojik tahribatını, toplumsal kalıntılarını enkaz misali ortadan süpürerek kaldırma gayesine kapılan insanoğlu modernizim perdelerine sarınmış, binlerce farklı gayenin, milyonlarca farklı figürün sahnelediği oyunlarla insanı ve insanlığı eylemekle meşgul olmuştur. Lakin bu bir kazanç değildi, kaybolan kuşakların doğmasıydı. Halihazırda insanlığın var oluşuyla eş değer bir şekilde sorulmaya başlayan sorulara bazı cevaplar aradık durduk. Biz kimdik? Savaşta zayiat olacak, kağıtta birer rakama dönüşecek kadar kendimizden feragat etmiş miydik? Anlamı yitirmiş miydik? Kerpiç evlerden, beton evlere; redingotlardan, smokinlere; anlayıştan, kavrayışlara geçtiğimiz modern çağlarda kendilerine sunulan amerikan rüyasından paçayı sıyıran bir grup gencin gerek hayata gerekse insana dair sorgulamaları eşliğinde bir sağa bir sola savruluşlarını okuyoruz. Özgürlük duvarları ardında basit tanımlamalar yapılırsa, kitabın mevcudiyeti ve sıkılmış, bunalmış, itilmiş insanların gayeleri hafifletici kavramlara maruz kalmasın isterim. Bu yolculukta kahramanlardan birinin dingin gözlemciliği ile diğerinin freni patlamış, saf yaşam enerjisi birbirine eklemlendiğinde ortaya çıkan şey, modern zamanın sterilize edilmiş 'mutluluk' vaadine atılmış en sert tokattır. Onlar için yol; bir yerden bir yere gitmekten ziyade, varoluşun o uçucu ve yakalanması imkansız anını, bir sigara dumanında ya da çalınan bir caz notasında yakalama çabasıydı.   Kerouac'ın bu metni, rotası belirsiz bir harita gibi; okuyucusunu kendi hakikatine giden o yolda, elindeki tüm sıfatları ve tanımları geride bırakmaya davet eden bir
YoldaJack Kerouac · Siren Yayınları · 20161,989 okunma
8/10
·125 syf.··
2026 51. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 21:35
Orhan Kemal’in Tersine Dünya’sı çok eğlenceli ve alıştığımızın dışında bir kitap. Toplumsal cinsiyet rollerini tamamen tersine çeviren, absürt ama bir o kadar da kadınların yaşadıklarına tanıdık gelen bir kara mizah örneği. Ataerkil toplumda kadınlara yüklenen roller bu kez erkeklere yükleniyor. Böylece kadınların evde ve iş hayatında yaşadığı haksızlıkları, baskıları, mobbingi ve namus meselesini farklı bir açıdan görmemizi ve erkeklerin de empati kurmasını sağlıyor. Kitabın en sevdiğim yanı sadece kadın ve erkek rollerinin değil, atasözleri ve deyimlerin bile değişmiş olması. Babam kocam olsun, pantolonları zil çalmak, babası belirsiz, babasına bak oğlunu al gibi örnekler maalesef günlük hayatta ne kadar çok cinsiyetçi ifadeler kullandığımızı gösteriyor. Çok akıcı, eğlenceli ve bir oturuşta okunabilecek bir kitap. Kara mizahi ile güldürüyor ve cinsiyet rollerine farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini anlatması bakımından severek okudum.
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,109 okunma
Kaygılı temaşa;
Puan vermedi·142 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 20:21
…kitabı karıştırırken aklıma Chateaubriand geldi. Combourg ormanlarının o bitmek bilmeyen kasvetli ağaçları arasında yürürken içine çöken o ilk gençlik hüznü... İnsan ruhunun o karanlık dehlizlerinde gezinirken, bazen akademik bir metnin soğuk satırları arasında aniden kendi çıplak trajedinizle karşılaşırsınız. Kitabın kapak resmi ne kadar mesafeli ve akademik duruyorsa, anlattığı şey o kadar biziz aslında. O bitmek bilmeyen gece yarısı uyanmaları.  Kitap özünde çok eski bir felsefi ayrımı netleştirmeye çalışıyor: korku ile kaygıyı. Karşınıza ansızın vahşi bir hayvan çıktığında hissettiğiniz şey korkudur, nesnesi bellidir ve insanı hayatta tutar. Fakat o ne idüğü belirsiz, odada yalnızken içimizi kemiren o bulanık gölge... İşte o anksiyete. Nedensiz, bir bahaneden bütünüyle yoksun. Geliyor ve insanı, düşmanın aniden bastırdığı, tüfeği bir yanda, heybesi bir yanda kalmış şaşkın bir asker gibi dımdızlak bırakıyor ortada.  Louis Jouvet’yi düşünün mesela. Ünlü oyununun beş yüzüncü temsiline çıkarken sahne arkasında kan ter içinde kalışı, psikosomatik bir egzamayla boğuşması... Muazzam bir aktör olmanız, yüzlerce kez alkışlanmanız içteki o bilinçdışı boşluğun patlamasını engellemeye yetmiyor. İnsan sahnede ne kadar devleşirse devleşsin, kulisin o karanlık köşesinde kendi Hilflosigkeit’ıyla, yani o mutlak çaresizliğiyle baş başa kalıyor.  Burada akıl, ister istemez Yerkes-Dodson eğrisine kayıyor. Kitaptaki o şema o kadar tuhaf bir gerçeği fısıldıyor ki: Kaygı arttıkça performans önce yükseliyor, insanı yaratıcı kılıyor ama o görünmez dozu bir kez aştınız mı, tepe taklak aşağı. Tıpkı gotik blues riflerindeki o tekinsiz hüzün gibi. Karanlık belli bir ritimdeyken ruhu besliyor, kelimeleri doğuruyor ama frekans saptığında mutlak bir felç hali.  Kuantum dolanıklığı gibi bir şey
Anksiyete ve KaygıAndre Le Gall · Dost Kitabevi · 201670 okunma