Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer serpilmeye doğru gitmeden sadece hayatta kalan olmaya devam edersek, kendimizi kısıtlarız ve dünyada kendimize ayırdığımız enerji ve gücü yarıdan aza indiririz. Hayatta kalan olmaktan o kadar büyük gurur duyulabilir ki, bu durum daha fazla yaratıcı gelişimin önünde bir tehlike haline gelir. Kimi zaman insanlar hayatta kalan statüsünün ötesine devam etmeye korkarlar, çünkü o salt bir statüdür, ayırt edici bir işarettir, bir “Buraya ne kahırlı yollardan geldim!” başarısıdır.
Hayatta kalmayı, hayatın başyapıtı yapmak yerine birçok rozetten biri olarak kullanmak daha iyidir. İnsanlar yaşamış oldukları, gerçekten yaşamış ve muzaffer oldukları için güzel hatıralar, madalyalar ve süslemeler almayı hak ederler. Tehdit geçtikten sonra da kendimizi hayatımızın en korkunç zamanları sırasında alınan isimlerle adlandırmaya devam edersek, burada potansiyel bir tuzak kendini gösterir. Bu durumun kısıtlayıcı bir zihin kurgusu yaratma olasılığı vardır. Ruhsal kimliği sadece kötü zamanların kahramanlıkları, kayıpları ve zaferleri üzerine inşa etmenin bir yararı yoktur. Hayatta kalma hali bir kadını kurutulmuş sığır eti kadar sertleştirebilirse de, bir noktadan sonra sadece onunla ittifak kurmak, yeni gelişmeleri ketlemeye başlar.
Ruhun temel besini nedir? Pekala, bu, yaratıktan yaratığa değişir, ama işte bazı bileşimler: Bunları psişik makrobiyotikler olarak düşünün. Kimi kadınlar için hava, gece, gün ışığı ve ağaçlar zorunludur. Kimileri için kelimeler, kağıt ve kitaplar doyum veren iricik şeylerdir. Kimileri için renk, biçim, gölge ve kil mutlaktır. Kimi kadınlar sıçramalı, eğilmeli ve koşmalıdır, çünkü ruhları dansı arzular. Ancak, kimileri de sadece ağaç altındaki huzuru özler.
Böyle bir seçim yapmaya zorlanmak, aklın alamayacağı bir şey gibi görünse de, bu annelerin çağlar boyu yapmaya zorlandıkları psişik bir seçimdir. Kurallara uy ve çocuğunu öldür, yoksa olacaklardan sen sorumlusun. Böyle sürer gider. Bir anne, çocuğu ile kültür arasında bir seçime zorlandığında, bu kültürde iğrendirici, zalimce ve düşüncesizce bir şeyler var demektir. Yasaklamalarına uymak için sizden ruhunuza zarar vermenizi talep eden bir kültür, gerçekte çok hasta bir kültürdür. Bu kültür, kadının içinde yaşadığı kültür olabileceği gibi, bundan daha kahredici olmak üzere, kendi zihninde taşıdığı ve uyum gösterdiği bir kültür de olabilir.
Bir kadın, Ölüm adlı bir yolcuyu ateşinin başına buyur eder. Yaşlı kadın korkmaz. Ölümü hem hayat verici, hem de ölüm satıcısı olarak tanıyor gibi görünmektedir. Ölümün, bütün gözyaşlarının ve kahkahaların nedeni olduğundan emindir.
Ölüme yürekten hoş geldin der, onu, “bütün fışkıran ekinlerim, bütün solan tarlalarımla, bütün doğan çocuklarım, ölen çocuklarımla” sevdiğini söyler. Onu tanıdığını ve arkadaş olduğunu söyler: “Çok fazla ağlamama ve dans etmeme neden oldun, Ölüm. Öyleyse şimdi sıra kimdeyse seslen! Sonraki adımları biliyorum!”