Kendini kabul etmek ‘uçan pasta’ gibi soyut bir kavram değildir çünkü etrafta yüzen, kabul edilmek için yalvaran soyut bir benlik yoktur. Benlik kendimizi deneyimlediğimiz gibidir: Bir an mutlu, bir sonraki an endişeli; sabah kendinden emin, suçlu ve öğleden sonra utanç duyan; şimdi verici sonra muhtaçtır. Sorun, bu değişen ve çelişkili duygulara sahip olmamız değil, sorun onlara karşı çok şartlı bir tutum sergilememizdir. Bazılarına tutunmak, diğerlerini uzaklaştırmak isteriz. Bunda, çocukken sadece kişiliklerimizin onlar için rahatsız edici olmayan yönlerini görmeyi tercih eden ebeveynlerimizi birebir yansıtırız. Yani kendini kabul etmek, hayatımızın her anında kendini beğenmek hatta hayranlık duymak anlamına gelmez ancak bizi rahatsız eden duygular da dahil olmak üzere tüm duygularımıza hoşgörüyle bakmak anlamına gelir.