Fyodor Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında hafızalara kazınan, insanı iliklerine kadar sarsan o muazzam sahne şöyle canlanır. Açıklamayı oku;
Sefalet, aileyi dipsiz bir karanlığa gömmüştür. Sarhoş bir baba, veremden ciğerleri sökülen bir üvey anne ve açlıktan ağlaşan küçük kardeşler... Ailesini bu cehennemden çekip çıkarmak, bir lokma ekmek bulabilmek için Sonya, ruhunu lime lime eden, onu derin bir suçluluk ve tiksinti girdabına sürükleyen o yola sapmıştır: Fahişeliğe. Kendini feda etmiştir ama içindeki o saf, temiz inanç sönmemiştir.
Raskolnikov, Sonya’nın o döküntü odasına gider. Onunla konuşur, ruhundaki o devasa yırtığı, o kor gibi yakan acıyı dinler. Ardından doğrulur, Sonya'nın gözyaşlarıyla sırılsıklam olmuş yüzüne bakar ve ansızın, sarsıcı bir hareketle genç kızın önünde diz çöküp ayaklarını öper.
Sonya dehşet içinde, yüzü solmuş ve kalbi korkuyla sarsılmış bir halde geri çekilir: "Ne yapıyorsun? Benim gibi bir günahkârın önünde mi diz çöküyorsun?!"
Raskolnikov, başını kaldırır ve insanlık tarihinin en ağır, en asil cevabını verir: "Ben senin önünde diz çökmüyorum Sonya; ben, tüm insanlığın çektiği o muazzam acının önünde diz çöküyorum."