Ters köşe
10/10
·32 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Bu kitabı beğenmeyip, okurken eğlenmeyen, sonunda gülmeyen okura ben okur demem, her baba sıfatı, insanların babalara iteklettirdiği şekilde olmak zorunda değil, tıpkı "erkekler ağlamaz" saçmalığı gibi... Görsellik olarak kolaj kullanılması da ayrı bir güzellik katmış seriye. Baştan aşağı emek kokuyor.
Kedim Babama BenziyorThao Lam · Beyaz Balina Yayınları · 202019 okunma
Puan vermedi·325 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:53
Algernon’a Çiçekler sadece zekanın sınırlarını kurcalayan bir roman değil; insan olmanın, dışlanmanın ve o en derindeki "görülme" arzularımızın sarsıcı bir haritası. Kitap, bilginin ve zekanın insanı her zaman mutlu etmediğini, aksine bazen çevresiyle arasına ne kadar aşılmaz ve soğuk duvarlar örebileceğini gösteriyor. Daniel Keyes, Charlie'nin dünyasını bize doğrudan onun dilinden, onun yazdığı raporlarla anlatırken aslında bizi çok ince bir psikolojik labirente sokuyor. İnsan ilişkilerindeki o iki yüzlülüğü, saf bir sevgiyle yoğrulmamış ham zekanın ne kadar acımasız olabileceğini yüzümüze çarpan, sistemin o kibirli çarklarını çok derinden eleştiren bir yapısı var. Okurken bir yandan zihnimizin sınırlarını sorguluyor, bir yandan da şefkatsiz bir dünyanın ne kadar karanlık olabileceğini görüyoruz. Charlie’nin dünyasına adım attığım andan beri, sanki onunla aynı odada oturuyor, o labirentlerde onunla birlikte kayboluyormuş gibi hissettim. Sevilmek, sadece "ben de buradayım" diyebilmek için atan o temiz kalbini o kadar yakından hissetmek içimi sızlattı. Sayfalar ilerledikçe, onun farkındalığıyla birlikte benim de dünyaya bakışım değişti; insanların ne kadar kırıcı olabileceğini onun gözlerinden görmek beni de o yalnızlığın tam ortasına bıraktı. Charlie ve küçük dostu Algernon içimde öyle bir yer edindi ki, sanki kitaptaki bir karakteri değil de çok yakından tanıdığım, korumak istediğim birini okudum. Kitabın kapağını kapattığımda içimde kalan o derin şefkat ve buruk his, sanırım çok uzun süre benimle yaşayacak; çünkü bu hikaye bittikten sonra bile insanı kendi kalbiyle baş başa bırakıyor. (lütfn sizde bu dünyaya şansz verin ve Charlieyle tanşın... herne ise...)
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Yılda Kırk Yıl Gibisin...
10/10
·110 syf.·
2026 75. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar ise insanı okur. Cezmi Ersöz'ün "Kırk Yılda Bir Gibisin"i benim için ikincisinden oldu sanırım... Sayfaları çevirdikçe bana bir şey anlatmadığını, benim çok iyi bildiğim birini anlattığını fark ettim. Yazarın kendi sevgilisine fısıldadığı o cümleler, sanki yıllar öncesinden bana bırakılmış birer not gibiydi; benim adıma, ben daha yokken yazılmış gibi. Ersöz'ün dili zaten bunu yapar: O büyük laflar etmez, teoriye sığınmaz, duyguyu açıklamaya çalışmaz. Yalnızca işaret eder. İkinci tekil şahısla, doğrudan "sen" diyerek konuşur ve o "sen", bir bakarsınız ki sizsiniz. Aşkı nadir, neredeyse imkânsız bir şey gibi anlatması da bundan; başlığın kendisi bir itiraf: kırk yılda bir. Yani sık değil, tekrarı olmayan, bir ömre belki bir kez sığan bir karşılaşma. Kitap boyunca bu nadirliğin hem sevincini hem de yükünü taşıyor; sevmenin insanı nasıl hafiflettiğini ve aynı anda nasıl çaresiz bıraktığını, süslemeden, sahici bir kırılganlıkla yazıyor. Beni asıl sarsan ise şuydu: Yazarın anlattığı, sevdiği o kişiyi ben şimdi, tam bu anda yaşıyorum. Onun geçmiş zamanda kurduğu cümleyi ben şimdiki zamanda yaşıyorum. Sanki aynı ruh, farklı bedenlerde, farklı zamanlarda, belki aynı anda, yeniden ve yeniden doğuyor; Ersöz bir zamanlar onunla karşılaşmış, ben de şimdi karşılaşıyorum. Tanımadığım birini tanır gibiyim, hiç yaşamadığım bir anıyı hatırlar gibi. Kitabın bana yaptığı en tuhaf, en güzel şey bu oldu: Bir başkasının aşkını okurken kendi aşkımı tanıdım. Yazarın sözleri ile benim halim arasındaki o ürpertici örtüşme, kitabı bir edebiyat eseri olmaktan çıkarıp bir ayna haline getirdi. Belki de iyi kitabın işi budur; size yeni bir şey öğretmek değil, içinizde zaten var olan ama adını koyamadığınız şeyi geri vermek. "Kırk Yılda Bir Gibisin" bana sevdiğim
Kırk Yılda Bir GibisinCezmi Ersöz · Tekin Yayınevi · 2006839 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 15. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 18:14
Sonunda, nihayet, bu yaşta, yani 55 yaşıma bir iki ay kala Henning Mankell okuyabildim. Polisiye seven okurların yolu Henning Mankell ile bir yerlerde kesişiyor olmalı mutlaka. Benim de başıma geldi bu. Kitabı sevdim. Farklı, değişik bir şey anlatmıyor ve öncelikle bunu sevdim. Muamma çözmek veya çok sıradışı bir katilin sıradışı cinayetlerini anlamak için kafa patlatmak ve suçluyu inanılmaz zekâsı için yüceltmek yerine her zaman yaşanabilecek suç örneklerinden birini çözmeye çalışan Kurt Wallander'in belki bir polisiye klişesi sayılabilecek hayat hikâyesine rağmen kanlı canlı bir insana dönüşmeye çalışması benim için önemli zaten bu sebeple 10 kitaplık serinin 2. kitabını aldım. Polisiye kitaplarda dedektifler veya polislerin çalkantılı hayatlarının birbirine benzemesi dikkat çekici. Dramatik şeyler yaşayan polisler veya dedektifler söz konusu... Eşinden ayrılmış veya eşini veya çocuğunu kaybetmiş bir polis veya dedektif... Farklı örnekleri varsa da ben denk gelmedim galiba, bir önemi de yok . Kitabı beğenmemdeki diğer sebep hikâyenin sürekli olarak takıntılar veya sorunlar yerine bütün toplumla ilişkisi üzerine de kafa yormasıydı. Sadece insanların psikolojik çıkmazlarına problemlerine hastalıklı taraflarına değil de toplumda ters yüz olmuş, çıban haline gelmiş bir meselenin insana suç işletebilecek bir noktaya gelmiş olmasına da dikkat çekilmesi iyi bir öge bence. Böylece suçlunun olası karizmatik karakteri veya kişiliği yerine ona sebep olmuş olabilecek sosyal koşullarla ilgili de söyleyecek bir şeyleri oluyor hikâyenin. Acaba yazar diğer kitaplarında da bu bakış açısını sürdürüyor mu? İyi polisiye iyi edebiyattır diyen kimdi hatırlamıyorum, ama karanlık yüz bu konuda örnek olarak gösterilebilecek bir kitap bence. Yazarın kurt wallander karakterini çok iyi
Karanlık YüzHenning Mankell · Ayrıksı Kitap Yayınları · 2021244 okunma
Grange beni hep etkilemişti ama kendinden hikaye beni mahvetti!..
Puan vermedi·280 syf.··
2026 30. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 11:49
Jean Christophe Grange’ın her kitabını bir solukta okumuşumdur, uyarlanan filmlerini izlemişimdir.Hep ona sorulduğu gibi “Bunlar aklına nerden geliyor?” diye ben de düşündüm. Ama gerçekten esinlenmesi büyük bir hüzün, acı bıraktı bende. Bu kadarı da olmaz diyebileceğimiz şeylerin hayal ürünü olmadığını görmek, hissetmek hayatın adil olmadığı sorgusunu tekrar yaptırdı bana.. Keşke hayal ürünü olsaymış, bir kadının, bir evladın, bir insanın bunları yaşamış olması gerçek olmasaymış .. İçim parçalandı ve bunu tarif edecek kelime ya da cümleler bulamıyorum. “Ben Şeytanın Oğluyum” okuduğum en sarsıcı kitaplardan biriydi. Kitabı etkileyici kılan şey yalnızca yaşanan olaylar değil, bunların yazarın kendi hayatından izler taşımasıydı. Sayfalar boyunca bir insanın yaşadığı acılara, çaresizliğe ve mücadeleye tanıklık ettim. Ancak bazı bölümler vardı ki onları okurken yalnızca üzülmedim; içimde derin bir sızı hissettim. Özellikle “Bazen çok daha kötüsü oluyordu; beni bebeği yalnız bırakmaya mecbur ederek zorla gece âlemlerine götürüyordu!” cümlesi beni derinden etkiledi. Bir annenin, en değerli varlığı olan bebeğinden ayrılmaya zorlanması ve bunun karşısında çaresiz bırakılması bana acımasızlığın ne kadar ileri gidebileceğini düşündürdü. Bu cümleyi okurken yaşanan olayları gözümde canlandırdım ve bir annenin kalbinde açılan yarayı hissetmeye çalıştım. O anlarda hissedilen korkuyu, vicdan azabını ve çaresizliği düşünmek bile üzücüydü. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri de “Jean-Christophe’ a her gün benim fotoğrafımı göster. Beni unutmasın!” sözleri oldu. Bu cümlede bir annenin bütün sevgisi, özlemi ve korkusu saklıydı. Bir annenin çocuğuna kavuşamama ihtimali karşısında tek dileğinin unutulmamak olması yüreğimi burktu. Bu sözleri okurken boğazım düğümlendi; çünkü burada
Ben Şeytanın OğluyumJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 0139 okunma
Asılacak Kadın incelemesi
Puan vermedi
Bu kitabı okurken bu kadar etkileyici bir hikayeye tanıklık edeceğimi düşünmemiştim. Bir dönem yasaklandığını öğrendikten sonra merak edip okumaya başlarken baş karakter Melek'e bu denli üzüleceğim aklıma gelmemişti. Şimdi kitabın biçemi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum okumak isteyen arkadaşlar için. Kitap 3 ayrı bölümden oluşmakta:1. bölüm Melek'in ve evin kahyasının oğlunun Melek'in kocasını öldürme suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldıktan sonra mahkeme yargıcının aklından geçenleri okuduğumuz bir iç monolog biçiminde yazılmış. 2. bölümde mahkemeden sonraki gece nezarethanede Melek'in aklından geçenleri okuyoruz. 3. bölüm ise Melek ile birlikte mahkemeye çıkan kahyanın oğlunun olayları en başından kaleme aldığı bir metinden oluşuyor. Kitap evin beyinin yatalak annesine bakıcı olarak gelen Melek'in hikayesini anlatıyor. Melek ilk başta kadına bakmak için geliyor ama kadının ölmesiyle birlikte hikaye tahmin edilemeyecek yerlere sürükleniyor. Kitapta rahatsız edici bölümler bulunuyor bu yüzden 18 yaşından küçükler okumamalı. Ben bu yazıyı kitabın yazarı pınar Kür'ün kitabının yasaklanması ile ilgili mahkemedeki savunmasından bir kesitle bitirmek istiyorum: Kitabımda rahatsız edici sahnelerin bulunduğu doğrudur lakin edebiyatın amaçlarından biri de kitleleri silkmek,uyanmalarını sağlamaktır bunun örneklerini dünya edebiyatında da görebilirsiniz. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Duygu ve Düşünce
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma