Bir defasında İnsanlığın Efendisi Hz. Aişe (r.a.) nin evinde ayakları açık olarak oturuyordu. O sırada cihanda en büyük ve en sâdık Peygamber dostu Hz. Ebû Bekir (r.a.) geldiler ve izin istediler. Kendilerine izin verildi ve içeri girdiler. Sonra Hak ve adalet güneşi Hz. Ömer (r.a.) geldi, izin istedi, ona da izin ve-rildi. O da gelip Âlemin Fahri'nin yanına oturdu. Peygamberler Peygamberi hallerini değiştirmediler. Daha sonra hilim, hayâ, edep, ahlâk ve yumuşaklık âbidesi Hz. Osman (r.a.) geldi izin istedi. Ebedî hayat müjdecisi derhal hallerini değiştirdiler ayaklarını örttüler. İzin verdiler. İçeri girdi.
Cihan peygamberi dostlariyle bir müddet sohbet etti. Ve sonra dağılıp gittiler.
Onlar gittikten sonra Hz. Aişe (r.a.) Validemiz Allahın Sevgilisine dediler ki:
-Ey Allahın Resûlü! Ebû Bekir (r.a.) geldi, durumunuzu değiştirmediniz; Ömer (r.a.) geldi, hâlinizi bozmadınız; amma Osman (r.a.) gelince mübarek ayaklarınızı örttünüz, bunun sebebi nedir?
Âlemlerin Efendisi gökleri ışıldatacak şekilde tebessüm ederek buyurdular:
-Yâ Âişe, Melekler bile Osman'dan hayâ ederler. Ben niçin etmeyeyim?Hz. Osman ( Radıyallahu Anh )
Kimsin?
Ne gidiyorsun yine?
Ne duruyorsun söylesene,
İstanbul getirdi seni değil mi?
Ben sormaz mıyım o Çamlıca'ya şimdi,
Ne diye gönderdi ki seni?
Gülarçe
Varlığın hayal iken yokluğun en gerçek halisin, sen bende yok ben sende hiç olmadım ki . Sadece sensizliğin aşkı vardı birde bendeki sensiz olan SEN ..