Nicat Yusuf’un “Kambur” adlı eserini okurken sadece bir kitap okumadım, Karakterlerin yaşadığı acıları, korkuları, hayal kırıklıklarını ve yeniden ayağa kalkma çabalarını adeta ben de hissettim. Kitabın beni en çok etkileyen yönü, insanların hayatları boyunca taşıdıkları görünmez “kamburları” ne kadar güçlü bir şekilde anlatması oldu. Bazen geçmişin yaraları, bazen pişmanlıklar, bazen de hayatın omuzlarımıza yüklediği ağır sınavlar birer kambura dönüşebiliyor.
Eserde iki farklı insanın hayatına tanıklık ediyoruz. Yaşadıkları olaylar ve mücadeleleri farklı olsa da aslında ikisinin de ortak noktası, ne kadar yorulurlarsa yorulsunlar hayata tutunmaya devam etmeleriydi. Bu yönüyle kitap, hayatın her şeye rağmen devam ettiğini ve insanın en zor zamanlarında bile yeniden başlayabilecek gücü içinde bulabileceğini hatırlatıyor.
Benim için kitabın en anlamlı taraflarından biri dostluk temasının işlenişiydi. Çünkü “Kambur”, insanın yüklerini tek başına taşımak zorunda olmadığını gösteriyor. Ne yaşamış olursak olalım, yanımızda bizi anlayan, yargılamadan dinleyen bir dost varsa, o yükler biraz daha hafifliyor. Bazen bir dost sorunları çözemez ama onları taşımayı kolaylaştırır.
“Kambur”, insan ruhunun derinliklerine dokunan, herkesin görünmeyen yaraları ve yükleri olduğunu hatırlatan etkileyici bir eser. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en güçlü düşünce ise şuydu: Hepimizin bir kamburu var, ama doğru insanlar yanımızdaysa o kamburlarla yaşamak ve hatta onlardan kurtulmak çok daha kolay.