"Ben kadere inanmam Karaca...Zaten böyle kader de olmaz olsun. Ama demiştim ki bir kere daha çık karşıma inanacağım. " "Keşke sen çıkmasaydın, ben de inanmasaydım."
Alıntı

zelis

@zelissbook
·
"Ama Karaca, seni yirmi altı senelik ömrümde karşıma çıkarmayan hayat yirmi bir saat gözümden ırak etmiş, çok mu?"
Sayfa 377·Kitabı okudu
Hadi anlat divâna girmeyen vezinleri Unutulmuş sözleri ve kayıp hüzünleri Tam da orada soruyorsun: hüzün nedir Ne bileyim ben! (soru mu şimdi bu) Hâreli sularda yüzünü bul demiştim Buldun mu? Tütüp duruyor kelimeler Sesin haysiyetini korumuyor kâfiye Kalp atışlarına uymuyorsa bir aşk Ahmet Telli
Reklam
kendimle konuşmalar (...)
başıma ne geldiyse düşünmenin, dikkat kesilişin ve zapt edilemeyen şiir yazmanın şehvetinden geldi çaresizliğine sığınmak.. kadın bir yazar, "yazmasam hasta olurdum" demişti bana. ben de, "yazmasam zerre zerre çatlıyorum, un ufak oluyorum" demiştim cevap olarak. kendi kendini bile isteye ya da istem dışı çaresiz bırakmak, hezeyan ve hakikat arasında met cezir yaşamak, eksilmek, dağılmak.. tıpta veya edebiyatta adı var mıdır bunun bilmiyorum? ne yalan söyleyeyim, hiçbir şey bilmek de istemiyorum artık.
1000Kitap
'İNCİ' Bana bunu yapma demiştim...
66. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Sert ellerimin arasında tuttuğum yüzü, dünyanın en nadide ipeğinden bile daha yumuşaktı. Teninin sıcaklığı avuçlarımdan kalbime sızarken, o yeşil gözler... Parmaklarındaki pırlanta tektaş gibi ışıldayan o yeşil derinliklerde, daha önce görmediğim bir şeffaflık vardı. Orada sadece sevgi yoktu; sarsılmaz bir sadakat ve ruhunu önüme seren bir aşk vardı. Artık her zamanki dik duruşu, güçlü görünme çabası yoktu. Geçmişin o ağır kamburu, geleceğin belirsiz korkuları ve ruhunun en ince kırılganlıklarıyla duruyordu karşımda. Gizlemeden, saklamadan en mahrem yaralarını bile iyileştirmem için tüm çıplaklığıyla önüme sermişti. İleriye götürmemi istemiyordu, ona yardım etmeliydim ve kendimi dizginlemeliydim, ona karşı duyduğum bu tutku, onu sarıp sarmalama hissi ve her bir zerresini hissetme arzusuyla yansam da İnci'yi anlayabiliyordum, zorlamadan, korkutmadan sabırla ilerlemeliydim. Ben böyle yaptıkça o zaten bir adım daha atıyordu bana, bu ilişkiyi bir adım daha öteye taşımama izin veriyordu bana... "Dışarıya bakmak ister misin?" diye fısıldadım. Sesim, içimde kükreyen arzuyla çatallanmış, nefesim kesilmişti. Beni öpmenin etkisiyle yanakları al al olmuş, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Teklifimle birlikte, yeşil deryada bir anlık korku kıvılcımı çaktı. "Güven bana," dedim sesimi en kadife tonuna bürüyerek. "Gördüğün manzara, içindeki tüm korkuları dağıtacak." Başını hafifçe salladı, bakışlarını gözlerime mühürledi ve büyülü cümleyi kurdu: "Güveniyorum sana." Bu iki kelime, kulaklarımda "seni seviyorum" dan çok daha görkemli bir melodi gibi yankılandı. Çünkü İnci için sevmek bir ihtimal, ama güvenmek bir mucizeydi. Geçmişin gölgesinde sevmiş ama hiç güvenememişti; ne kendine ne de karşısındakine. Şimdiyse güveniyordu bana ve
1000Kitap
Devamı: Hassas İçerik + 18
Aileden birinin tanıdığıymış tamam mı, hocanın üçüncü gözü açık sanıyorlar ama meğersem musallatlısı var ve bilgi alış- verişi yapıyorlar. Benim bu tarz insanlarla ya da işlerle alakam olmaz. Bir ara yorgun, bitkin ve sürekli hasta olduğum için nenem aradı "Senin için şeyh getirdik, gel seni okusun." dedi. Emrivaki de sevmem ve içim direkt huzursuz oldu ama ilçe değiştirmiş olduğu için ayıp olmasın ve de enerjisini ölçmek için gittim. Hoş, sonrasında nenemleri azarlamak için de gittim. O zaman perçem kestirmiştim e tabi, üçüncü gözüm tam görünmüyor. İçeri girdim, selamlaştım. Adama dönüp merhaba deyip oturdum. Öyle ağır enerji geldi ki el sıkışma dahi istemedim. Ve birine ben şeyh mevkisini layık görmemişsem istediği kadar şeyh olsun, saygım olmaz, ilgim de, sorum da, cevabım da. Direkt 1-2 m' lik mesafeden kahkülüme uzanır gibi oldu ben kendimi hem geri çektim hem de tip tip baktım. Aile temasını bile sevmezken sen kim köpek, saçıma dokunma girişiminde bulunuyorsun? Hem izinsiz hem de sebep söylemiyor. O zamanlar bu alanlarda yeniydim ama kişinin rızasının alınmasının esas olduğunu biliyorum. "Bakmam için alnınızı tam görmem lazım." dedi. "Anlamadım, neye bakmanız için? Ne alaka?" dedim. Ama her an küfür edip adamın suratına dalacak gibiyim. Sonrasında da "İzinsiz saçıma da olsa dokunmayın. O eliniz benim yakınıma o şekilde yaklaşmasın." derken içimden de "Allahım bu ne yapıyor ya da ne yapacak bilmiyorum, alanımı gizle. Görmesini reddediyorum." vs. deyip adama da "Ne yapılacağını ya da nasıl yapılacağını geçtim, izin dahi almadan neye başladınız? Bu ne kadar Allah rızası için oldu?" demiştim. Bozuntuya vermedi. Bir şeyler söyledi o an pozitif dahi olsa ne demiş olursa olsun kulak asmayacaktım. Sonradan öğrendik ki okumayı yapan musallatı, ona da muska gibi şeyler
Duygu ve Düşünce

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Enerji Çalışmalarında- Uyanış Kurslarında DİKKAT! +18
O alanlarla sıfırken direkt kurslardan başlamayın. Hocanın geçmişini -eğitim süreçlerini, eğitimlerini vs.- bilmeden ders almayın. Sizden çalışmalar için izin istendiğinde açık ve net şekilde izin verin: "Sadece bu bilmem ne çalışması için izin veriyorum." ile "İzin veriyorum." hiç aynı şey değil. Güzel alanlar ve bilinç olmasına rağmen bilinçsizlik çok fazla. Şifa ya da bilgi sağlayayım derken musallatlanırsınız ve direkt farkında da olmazsınız. Özellikle para verdiğiniz konserlere dahi dikkat etmeniz lazım: Özgür irade yasası var ve siz para verince oradan almaya gönüllü hale geliyorsunuz. Katılım için belirlenen ücretse ücreti sağlayınca bilerek ya da bilmeyerek katılmış oluyorsunuz... O yüzden yavaş ama emin adımlarla gidin. Hakikati bulayım derken belanızı bulmayın. En çok çocuklara dikkat edin: Korku halinde olanlara, soyutlanmış olanlara, üzgün- acılı olanlara, tembelken birden başarılı olanlara, biriyle konuştuğunu -soru/ cevap- söyleyenlere, canlı ve kıpır kıpırken birden sessizleşip melankoli hâle girenlere... Onlar tam ne olduğunu anlar ya da anlamaz ama siz anlamak zorundasınız. Bazıları çocukluktan yetişkinliğe kadar fark etmemiş veya fark ettirilmemiş oluyor. Bazılarına ise birkaç hafta sonra dahi ya kendini ya da çevresindekileri oldürtüyorlar: Tesir gücüne bağlı. Kapanık oluyor, soğukluk hissetmeye başlıyor, uyuyamıyor, karanlığa çekiliyor, simsiyah giyinmeye başlıyor, bir anda mutlu bir anda suratsız oluyor, Kuran okuyup sevinç gözyaşı akıtırken çocuk ama delirmiş çocuk aklına benziyornsonralarda asla tahammül edemiyorlar ne insanlarla görüşmeye, ne gülmeye, ne sirke kokusuna vs. öfke patlamaları, saldırganlaşma, bakışları ve yüzü tuhaf vs. oluyor. O hayattan koptuğunda ya da kopardığında çok geç oluyor. Türbeye almışlardı içine girmedi. Hocalardan
Duygu ve Düşünce
Kahırla tomurcuk arasında geçen bir öykü yazsam diye düşünüyorum uzun zamandır ama bu düşünceden kaçarak, tövbeler ederek, adaklar adayarak, kutsal bildiğim her şeye taasubi bir ihtimam göstererek, parmak uçlarımda yürümeye gayret ederek, arklardaki suların sızısına katlanarak, kendiliğinden çıkan bir fidanı sahiplenerek, en çok da kaçarak düşünüyorum. Bir şeyden kaçıyorum, lütfen beni durdurun eğer hala buradaysanız. Beni durdurun ve bu yazgıyı tamama erdirin, yarım kalmış öykülerin açık kapılarını kapattırın, beni ya yazdırın ya kapı dışarı edin, kelimeleri alın elimden. Yarıda kesilmiş ünlemelerimin soluğunu ya kesin ya duyurun birilerine. Olacak gibi olan ama olamayanın olduğu kadarına razı edin yahut üst üste konulan iki taş bile komayın. Keşke ve ihtimal taşlarına dönüp dönüp vurduğum başımı sarın ve payanda olun; bir nebze de olsa dindirin sızısını. Ya gel ya git ya ol ya öl sapaklarından birini seçtirin. Beni ya kahır tarafına ya tomurcuk tarafına fırlatın. Arafın ince ipinde yürümek takati kalmadı çünkü bende. Bana bir şekil, bana bir gövde, bana bir sınır, bana bir mihver, bana bir kucak, bana bir ben, bana bir ah, bana bir sebep, bana bir medet ey!! * Sizi hakkıyla yaşatamadım. Bir bedene sokamadım. Bir şekil veremedim. Altınızı bir bedene sığdırmaya çalışırken çok zorlandım. Aksülamel hanginizden geldi kestiremedim. Kendime yoldaş bulmak isterken olmadık bir çare seçtim. Yazmanın zehirli uçlarına kadar gittim ve sizi buldum. Ya da çıldırmanın sınırını geçtim ve çıldırdım demek yerine bunun adını altı benlik koydum… Aynalar demiştim size. Bakmayın yüzüme dik dik* demiştim. Hayır böyle dememiştim. Kalbimin içi ayna kırıklarıyla dolu ve siz de o kırıklar içinde çoğalanlardınız. Şimdi kelimelerim de tıpkı böyle; kırık ve dağınık. Onları toparlayamıyorum.
Çılgınlık Sayfaları
Reklam
Reklam