"Alp," dedim kısık sesimle. Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum.
"Kaza'm."
"Benim en sevdiğim renk ne?"
"Yeşil," dedi düşünmeden. "Kahverengiyi de seversin. Eski telefonunda ekran kâğıdın toprak fotoğrafıydı, hiç değiştirmedin aylarca."
Gözlerimdeki yaşları silmeden duraksadım. "En sevdiğim yazar kim?"
"Atsız. Kitapların arasında birden fazla baskısı olan tek yazar Hüseyin Nihal Atsız."
"En sevdiğim kitap?"
"Yolların Sonu. Bir tek o kitaba değerli davranmışsın. Diğerlerinin hepsinin sırtı kıvrık, sayfaları katlanmış. Gözün gibi baktığın tek kitap o."
Hiç durmadan ağladım. Çünkü o an her şey çok doğruydu ve ben bu doğruluk için defalarca şükrediyordum. "En sevdiğim şarkıcıyı biliyor musun?"
"Sezen Aksu."
Bir an düşünmeden direkt cevap vermesine karşılık burnumu çektim. "Nereden anladın?"
"Remzi abide içerken..." dedi düşünceli bir şekilde. "Ankara'da yemekte ve Sezen duyduğun her yerde bir tek onun şarkılarına eşlik ediyorsun. Bir tek Sezen'le açıyor baharların."
"Evet," diye mırıldandım. "En sevdiğim şarkıcı Sezen Aksu."
"Yıkıp indireyim mi memleketi sen evet deyince?" diye düz sesiyle sorduğunda güldüm. Evet demiştim ya ona, bana atıf yapıyordu. Saçlarımı okşadı, alnımdan öptü. Avuçlarıyla gözlerimi sildi, kuruttu gözlerimin pınarlarını. "Deli divanenim işte."