Puan vermedi·132 syf.·
2026 55. kitabı
Recalcati, aşkın giderek hafifletildiği, hızlandırıldığı, neredeyse tüketim alışkanlığına dönüştürüldüğü bir çağda konuşuyor. Bugün ilişkiler biraz da “sıkıldım, değiştiririm” rahatlığıyla yaşanıyor. Her bağ bir yük, her sorumluluk bir tehdit, her sadakat ihtimali sanki insanın özgürlüğüne kurulmuş bir tuzak gibi görülüyor. Oysa Recalcati tam buradan itiraz ediyor. Aşkın yalnızca hazdan, heyecandan, kendini iyi hissetmekten ibaret olmadığını; bazen bir sınır, bazen bir direnç, bazen de insanın kendi egoizmine karşı verdiği en ağır mücadele olduğunu hatırlatıyor. Kitabın merkezinde ihanet ve affetme meselesi var. Ama burada ihanet yalnızca bir aldatma hikâyesi gibi ele alınmıyor. Daha derin bir yerden bakıyor Recalcati. İhanet, insanın sevildiğine dair kurduğu bütün o iç mimariyi çatlatıyor. “Bana bunu nasıl yapar?” sorusu aslında çoğu zaman “Ben kimdim de bana bunu yaptı?” sorusuna dönüşüyor. Yani kırılan şey sadece ilişki olmuyor; insanın kendi değer duygusu, seçilmiş olma yanılsaması, biricik olduğuna dair inancı da dağılıyor. Biz çoğu zaman affetmeyi geçmişi silmek sanıyoruz. Oysa geçmiş silinmiyor. Bir söz söylendi mi söylenmiş oluyor. Bir ihanet yaşandı mı yaşanmış oluyor. Bir insanın içinden bir şey kopunca, onu eski yerine aynı biçimde koyamıyorsun. Recalcati de tam olarak bu imkânsızlığın etrafında dolaşıyor. Aşk, kırılmadan önceki masumiyetine geri dönemez belki; ama başka bir biçimde, daha yaralı, daha uyanık, daha az masum bir yerden devam edebilir mi? Kitap boyunca kapitalist çağın aşka ne yaptığı üzerine de güçlü bir damar var. Recalcati, çağımızın “bağ kurma” fikrinden rahatsız olduğunu söylüyor aslında. Çünkü bağ demek sorumluluk demek. Beklemek demek. Birinin eksikliğine, kusuruna, tekrarına katlanmak demek. Oysa bugünün insanı her şeyi mümkün
Aşk Hayatında Affetmeye ÖvgüMassimo Recalcati · Telemak Kitap · 202416 okunma
Sevmeyi Bilmeyenlerden Geriye Kalan Sevenlerin Kitabı
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 23:51
Bazen insanın en çok unuttuğu şey adıdır. Sahi adım neydi? Polat Özlüoğlu’nun Sahi Adım Neydi’si tam da buradan vuruyor. Büyük cümleler kurmadan, bağırmadan, edebiyat gösterisi yapmadan… Sessizce. Ama o sessizlik insanın göğsünde yankılanıyor. Bu kitapta kahraman yok. Kurtarılan yok. Romantize edilmiş acı hiç yok. Var olan şey şu: ‍‍ Gitmiş birinin ardından küçülen odalar. Balkona çıkıp dünyayı affetmeye çalışan kadınlar. Erkekliğin içine sıkışmış, neye dönüşeceğini bilemeyen adamlar. Ve herkesin içinde usulca büyüyen o soru: “Ben kimdim?” Özlüoğlu’nun dili bağırmıyor. Belki de tam da o yüzden etkili. Cümleler gösterişli değil; sanki birinin omzuna yaslanmış da içinden konuşuyor gibi. Kelimelerin gündelik kullanımları dışında betimlemeler yapması da ayrı dikkat çekiyor, etkiliyor. Okurken olayları değil, kırılmaları takip ediyorsun. Hikâye ilerlemiyor; insan çözülüyor. Bu kitap bana şunu düşündürdü: İnsan bazen birini kaybetmez. Kendini kaybeder. Sonra yıllarca başkasının adını sayıklarken kendi adını unutur. Ve en acısı şu: Bazı hayatlar trajik değildir. Sadece görünmezdir. Sahi Adım Neydi, tam olarak görünmeyenlerin kitabı. Bağırmadan acıyanların. Hüznü ve acıyı kurban edip elden ele atan kişilerden geriye kalanların. Aşkı için ölecek olanların terkettiklerine bir daha dönüp bakmadan başka kollarda şans arayanların tükettiği kişilerin. Koşulsuz ve şartsızca sadece sevmiş olanların. Gitmeyip kalanların. Sevdiğini inkâr etmeyip susanların. Toksik ilişkilerde masum kalanların. Güç ve kontrol sevdalılarından kurtulmuş olanların. Okuduktan sonra bir şey değişiyor mu? Evet. Aynaya bakarken biraz daha dikkatli bakıyorsun; yalnız değilsin. Belki de edebiyat tam olarak budur: Adını hatırlatma ihtimali. Bir başka adını unutmuşla. "Şimdi işte böyle tuhaf biri oldum.
Duygu ve Düşünce
Sahi Adım NeydiPolat Özlüoğlu · İthaki Yayınları · 2023111 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Geçmişin izleri, içimizde büyüyen suskunluklar, söylenemeyenler ve geriye kalanlar... Hayat her şeyini alıp götürmüyor aslında; bazen sadece seni senden uzaklaştırıyor. Ve bu hikâye, kaybolduğunu sandığın parçaları yeniden hatırlatıyor. Bir kadının sessizce tuttuğu notlar, bir çocuğun uzaktan silueti, zamana direnen anılar ve kalpte kalanlar... Her sayfa "Ben kimdim, kim oldum ve geriye ne kaldı?" diye sorduruyor. Okurken yavaşlamak istiyorsun. Altını çizmek, durup düşünmek, hatta bazen sadece susmak... Çünkü bazı duygular anlatılmaz, yaşanır.
Benden Geriye KalanlarGülcan Kurtul · Tilki Kitap · 202558 okunma
8/10
·80 syf.··
2026 7. kitabı
Bir çocukken, ebeveynlerin ruh hali bizim de ruh halimizi etkilerdi haliyle... Tüm duyguları, bu duygularla nasıl baş edileceğini onlardan öğrendik ya da tam tersi öğrenemedik. Bir çocuk olarak onların mutlu olması, bizim güvende olmamız demekti. Onların mutluluğu, işler yolunda, demekti... Ebeveynler kavga ettiğinde, mutsuz olduğunda, sıkıntıları olduğunda erken yaşta bir çocuksak bunun sebebini kendimize bağladık... Küçük bir çocuğuz ya, dünya bizim etrafımızda dönüyor sanıyorduk... Büyüyünce insanların duygu durumlarının bizden bağımsız olduğunu anladık mı? Bazılarımız anladı ve özgürleşti ama bazılarımız hala ilişki içinde olduğumuz kişilerin duygu durumlarını kendi üstlerine almaya devam ediyor... Bir çocuk olarak kim olduğumuzu bize söyleyenler de ebeveynlerimiz ya da bize bakım verenlerdi. Ben kimdim? Annem veya babam veya bakım verenler ne diyorsa oydum. Salak mı, güzel mi, beceriksiz mi, benden adam olmaz mı? Bir kimlik inşaa ettik bu duyduklarımızdan. Sizden bıktım usandım, diyen bir ebeveyn varlığımızın iyi gelmediğini hissettirdi belki. Siz olmasanız bu evliliği bitirirdim diyen bir annenin mutsuzluğunun sebebini üzerimize yığmasına maruz kaldık belki. Biz olmasaydık, annemiz mutlu olabilirdi ama biz vardık, atılmaz satılmaz bir engel gibi bir yük gibi gördük belki kendimizi. Kitapta annesini, babasını ve onların öfkeli, mutsuz halini izleyen ve bize de gördüklerini aktaran bir çocuğun hikayesini okuyoruz. Çaresiz, kurban modundaki bir anne, hayattaki tüm acısını eşinden ve çocuklarından çıkaran bir babayı dinliyoruz. Sosyo ekonomik durumun verdiği utanç, bu utancın içimize nasıl yerleşip başka şeylere sinsice dönüştüğünü de görüyoruz. Bir yetişkinin yaptığı seçimlerin, dünyaya getirdikleri çocuklar için nasıl bir dünya yarattığını da aynı şekilde
Bir Kadının Kavgaları ve DönüşümleriÉdouard Louis · Can Yayınları · 20242,931 okunma
Puan vermedi·410 syf.··
Beğendi
·
2025 115. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2025 00:00
Ama Seni değil, kendimi ararken buldum seni. Her rüyada biraz daha eksildim, biraz daha tamamlandım. Ve sonunda anladım… Özlem seni çağırmamıştı, ben kendime dönüyordum. Aşk, aslında hatırlamaktı. Ben kimdim… ve ne zaman yandım." Kitabın kapağını kapattığımda yüreğimde bu satırlar şahlandı 'cirem' gibi. @hatira.afshar dan, geçmişin sırlarını bugüne taşıyan, aşkı yalnızca kalple değil, ruhla hatırlatan destansı bir roman #araftaaşk Bir zaman vardı, adı yoktu. Ne gündüzdü ne gece… bir araftı sadece. O arafta bir kadın yürüyordu adı Hira. Ama o bilmiyordu; göz kapaklarında yüzyılların yorgunluğu, yüreğinde tanımadığı ama unutmaktan korktuğu bir özlem vardı. Her gece gördüğü rüyalar, bir adamın siluetiyle başlar, kalbinin ortasında sessiz bir soru gibi biterdi. O adam Cihan’dı ama dünya şimdi onu Merih olarak çağırıyordu. Ve Merih, Cihan olduğunu bilmiyordu. Sadece Hira’ya baktığında içinde bir kıpırtı duyar, sanki yarım kalmış bir sözün yankısı gibi hafifçe titrerdi ruhu. Hira onun yanında sustuğunda, kalbi konuşmaya başlardı. Çünkü Hira artık hatırlıyordu. Gözleri, Merih’in yüzünde asırlar önce aşkla sevdiği Cihan’ın izini görüyordu. Onların hikâyesi dün başlamamıştı; bu, çoktan yaşanmış ama hiç tamamlanmamış bir seyrin devamıydı. Merih, nedenini anlamadan Hira’yı sevdi. Karşılık beklemeden. Yalnızca onun varlığına duyduğu derin bir sadakatle. Çünkü ruhu tanıyordu onu. Çünkü her çağ, bazı ruhları yeniden karşılaştıracak kadar nazik davranırdı kadere. Ve bir gün kayboldu Hira, sessiz sedasız arkasından iz bırakmadan geçmişe uzanmıştı. Asırlık sessizlik çözülmeye başlamıştı. Merih arkasından bekledi ve sustu. Çünkü ruhu artık geçmişine değil, içindeki boşluğa dokunuyordu. Anladı. Eksik olan aşk değilmiş... eksik olan “kendini hatırlamakmış.” O gün sarılmadılar. Belki
Arafta AşkHatıra Afşar · Perseus Yayınevi · 20253 okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 23:59
3 farklı öyküden oluşan bu kitap yine Zweig'in aşırı acımsı ve yavaşça nükseden ama şiddetli patlamayla son bulan öfkesinin güzel bir eseriydi. 3 hikayede dini ve ahlaki değerlere vurgu yapıyordu. Birinci hikaye tatlı bir girizgah gibiydi. İkinci hikayede yani adaleti ve bilgeliği arayan bir insanın hikayesinde çok etkilendim ama tam olarak bir insan olması sebebiyle yaptığı hatalarla hikayeden bir tık koparttı beni. Yine de bu onun tam anlamıyla bir insan olduğu ve hayatını tüm insanları temsil edercesine arayışta geçirdiği gerçeğini değiştirmiyor. Hatasıyla doğruydu... Üçüncü hikaye ise Tanrı'dan bir parça olan insanın varlığının en etkileyici timsallerinden birisi olabilir. Rahel'in yalvardığı her anda açıkçası çok etkilendim, sabır göstermek zorunda kaldığı durumda "Basit bir insan olan ben sabredebilir miydim?" Diye sorgularken hikayedeki mesaj çarptı suratıma. Sonsuz Tanrı'nın sonsuz özellikleri bulunurken içimde kimdim ki ben onu aşayım? Okumasını tavsiye edeceğim kısa ve etkileyici bir kitap oldu. Herkese bolca keyifli okumalar :) Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor Stefan Zweig
1000Kitap
Rahel Tanrı'yla HesaplaşıyorStefan Zweig · Can Yayınları · 202024,9bin okunma