Irmak Misali
Anılarım gözümün önünden geçip gidiyor akan bir írmak misali/ Mecnun gibiyim sensiz hicrana düşeli bir zaman oldu bir hayli/ Leyla bil seni ararım ben dağlarda,çöllerde ah, ah u figan ile/ Gel ki bana şu gönlümü sevindir Yakub'a kavuşan Yusuf misali KK
Ölmek İsterdim
Ölmek isterdim çiçek bahçesinde, Ellerimde dert, karadır kara. Ölmek isterdim sessiz bir gecede, Dillerimde yara, yaradır yara. Anlatamadım hâlimi kimseye, Zalimler düştü yine zalimliğe. İki tahta arasında kaldı gönlüm, Yaradır yara, yaradır yara. Nazlı yârin yüzünden geçtim ben, Gönlümün ateşi düştü hardan. Bir bülbül misali öttüm durdum, Karadır kara, karadır kara. Kırık kalbim görünürde tamam, Ama içimde ne din kaldı ne iman. Sustum, köşelerde kaldım yalnız, Yara oldum yara, yara oldum yara.
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Korkuyorum
Deniz oldum taştım, dağ oldum yıkıldım Gözlerini görene kadar. Cennetten bir hediye misali. Korkuyorum seni kaybetmekten. Korkuyorum gözlerini kaybetmekten. Sarıl bana sımsıkı bir düğüm gibi. Bu ben değilim, bu biz değiliz. Çıksın Leyla ile mecnun sevmek bu muydu? dağları değil kalbimi delik deşik ettim Yine beceremedim…
1000Kitap
Kitaplığımdan
Bu görsel beni anlatıyor. 2 çocuk kitabı arasındaki şiir kitabı. Aslında hâlâ çocuğum bence; çocukça şeyler yaparım, salıncak görünce dayanamam sallanırım mesela ya da babam yeğenimlerime çikolata alınca bana da alsın isterim. Oyuncak görünce almak, oynamak isterim. Bazen 2 yaş inadım tutar, arkadaşlarımı bıktırırım bazen de hiçbir şeyi ciddiye almayıp oyunlar oynarım, enerji saçarım etrafıma. Ortadaki şiir kitabı ise benim sevda yönüm. Ben aşkı severim, aşık olmayı severim. Bence aşk bir insanın başına gelebilecek en büyük afettir ama güzeldir, zararsızdır. Dışarıda bir ton şey olur, iyi-kötü ama sen duymazsın bile çünkü asıl en büyük olay senin kalbindedir. Gününün güzelliği sevda adını verdiğin kişinin ağzından çıkacak 2 kelimeye bakar. Eğer onunla mutluysan dünya yansın, sana nedir. Onla kötüysen de dünya bayram olsa ne fayda! İşte ben buyum, çocuk ruhumun arasındaki sevdayı bir papatya misali kalbimde taşıyorum. Bu yüzden okuduğum her şiirde kendimi buluyorum, okuduğum her kitapta kendimi görüyorum. Hepsi bana yazılmış sanki..
DOSTUM SAYE (BÖLÜM 3)
Sabahın ilk ışıkları, perdenin aralığından sızıp odanın içine, sanki dün geceki o kararlı duruşumu kutlamak istercesine döküldü. Yatağımda doğrulduğumda, içimdeki o ağırlığın büyük kısmının uçup gittiğini hissettim. Saye, sabahın berraklığında sadece bir gölgeydi artık; ama o gölge bile, sanki bana güven veriyordu. Telefonumu elime aldım. Parmaklarım ekranın üzerinde bir süre tereddütle gezindi. Ziba... İsim, dudaklarımdan dökülürken bile içimde bir dinginlik uyandıran, Farsçadaki o "güzel" ve "zarif" anlamını taşıyan, bir o kadar da nadide o isim. Ziba. Mesaj kutusunu açtım. Yazmak, silmek, tekrar yazmak… O kadar çok kelime vardı ki içimde, ama hangisi ona layıktı? Kafnu’nun bıraktığı o derin, karanlık uçurumdan sonra, Ziba’nın hayatıma girişi, sanki uzun bir kışın ardından gelen ilk bahar rüzgarı gibiydi. “Günaydın,” diye başladım. Sadece bu. Basit, iddiasız, beklentisiz. “Dün gece zihnimde çok eski şarkılar çaldı, hepsini kapattım. Bugün yeni bir melodiye yer açmak istedim. Sesini duymayı, belki bir kahve eşliğinde o melodinin notalarını konuşmayı çok isterdim. Müsait olduğunda…” Gönder tuşuna bastığım an, kalbim bir kuş misali göğüs kafesimi dövmeye başladı. Bu, korkunun değil, ihtimalin heyecanıydı. Telefonun ışığı aniden yandı. Bir bildirim. Ziba’dan gelmişti. “Günaydın,” yazmıştı. “Yeni melodileri dinlemeyi severim, hele ki o melodiyi yazan kişi samimiyetle gelmişse… Bugün öğleden sonra, İzmir’in o kendine has huzuruyla, Kordon boyunda martı seslerinin karıştığı küçük bir kafedeyim. Beklerim.” Gülümsedim. Odamın penceresini sonuna kadar açtım. Diyarbakır’ın bozkır kokan havasının yerini, zihnimde şimdiden İzmir’in o iyot kokulu, ılık meltemi almaya başlamıştı. Artık kendimi o gölgelerin içinde gizlenmiş biri gibi değil, gün ışığına çıkmaya hazır, yeni bir hayata
Otuz Beş Yaş
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Cahit Sıtkı Tarancı