Ayrıca size şunu da söylemek isterim kızlar: Ulusal marşımızı heyecanla söylemenize, üç renkli bayrağımızı mutlulukla havalandırmanıza, Roma futbol takımını tutmanıza, lazanyaya bayılmanıza ve İtalya'da benim evimde doğmuş olmanıza karşın siz İtalyan değilsiniz, çünkü Avrupa'nın nüfusu en yavaş artan ülkesi olan İtalya yaşlı, bencil, ürkek, güvensiz, tarihin ona sunmakta olduğu olağanüstü fırsatları anlama becerisinden yoksun bir ülkedir.
Genç halklar, enerji dolu olarak, yaratmak, bizim insani ve üretim gelişmemize katkıda bulunmak hevesiyle uzaklardan gelen insanlar hep aşağılanıyorlar ve bir kenara itiliyorlar. Vatandaşlık hakkı İtalya'nın yoksullaşması, istikrarsızlaşması konusunda bir tehdit olarak görülüyor.
Siz henüz İtalyan değilsiniz, çünkü ülkemizi sömüren -kastlar ve umursamaz aile kayırmacılığı dışındaki- bir başka canavar olan bürokrasi, dört bir yanda boy gösteren bin başlı Hydra, vasat insanların küstahlığı, namuslu insanların zalimi olarak boy gösteren bu canavar ölümcül nefesiyle rüşvet sistemine daimi olarak can verir; yurttaş da, uygar bir ülkede normal yollardan elde etmesi gereken haklarını ancak bu yolla elde etmenin utancını yaşamak zorunda kalır.
Size bütün bunları söylemek isterdim ama söylemeyeceğim. Scipio'nun tolgasından söz eden o bulmaca misali marşı haykırarak devasa bayraklarınızı dalgalandırmanıza izin vereceğim. Yarın o bayrak kuruduğunda, dedemin o özenli ve ciddi tavrıyla katlayıp kutusuna koyacağım ve size teslim edeceğim, çünkü ben ülkemi seviyorum ve her sevgi içinde umut kıvılcımları barındırır. Bir değişim görmeyi umut ediyorum ama daha da fazlası bunu sizin görmenizi; günün birinde gururla bu bayrağı kendi çocuklarınıza teslim edebilmenizi arzu ediyorum. Yaşasın İtalya.