Faruk Nafiz Çamlıbel
Gönlümü çekse de yarin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgarın önüne katılmışım ben
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Her şey boş, her şey acı yeryüzünde hiçbir şey kalıcı değil. O zaman döndüm ve bilgelik, akıllılık, delilik nedir diye düşünmeye başladım. O zaman gördüm ki, bilgelik delilikten üstün, ışıkla karanlık misali. Bilge kafasıyla görürken, deliler karanlığa koşuyor. Ve anladım ki, herkes aynı. O zaman, içinmden şunlar geçti: Delinin hali benimki gibiyse, ben ne diye bilgelik peşindeyim? O zaman içimden dedim ki, bu da boş. Çünkü bilge kişiler hep hatırlanmıyor, deliler de öyle ve gelecek günler her şeyi unutuyor. Bilge nasıl ölüyorsa, deli de öyle ölüyor. Bu sebeple yaşamaktan tiksindim.
Bu bölüm, en komik bölüm dediğimle aynı bölümmüş...
Vücudum kasıldı ve ansızın o erik tadı bir defa daha ağzıma doldu. "Annemi çok özlüyorum," dedim konuștuğumu bile farketmeden. Sonra başka bir șey söylememek için dudaklarımı sımsıkı kapadım. Dizginlerine karşı koyan bir at misali dişlerimi sıktım ve başımı iki yana salladım. "Bana açılabilirsin," dedi Auri nazikçe. Yine sarsıldım, erik tadı aldım ve sözcükler ağzımdan ardı ardına dökülmeye başladı "Konuşmadan önce şarkı söylediĥimi anlatırdı. Ben daha bebekken beni kucağında tuttugu zamanlarda mırıldanma huyu varmıș. Şarkı falan da değil hani. Kısacık melodiler. Yatıştırıcı bir ses. Sonra bir gün beni kampta gezdirirken o melodiyi aynen taklit ettiğimi duymuş. İki oktav daha yüksek sesle. Tiz bir mırıltı. Bunun ilk şarkım olduğunu söylerdi. Şarkıyı karşılıklı söyleyip durduk. Yıllarca." Boğulur gibi oldum ve dişlerimi sıktım. "Açılabilirsin," dedi Auri yavașça. "Açılman çok doğal." "Onu bir daha asla göremeyeceğim, dedim hıçkırarak. Sonra da iki gözüm iki ceșme ağlamaya başladım. "Her șey yolunda," dedi Auri usulca. "Yanındayım. Güvendesin."
Sayfa 94·Kitabı okudu
Otuz Beş Yaş
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hâtırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Sayfa 227·Kitabı okuyor
Şiir
Ayrıca size şunu da söylemek isterim kızlar: Ulusal marşımızı heyecanla söylemenize, üç renkli bayrağımızı mutlulukla havalandırmanıza, Roma futbol takımını tutmanıza, lazanyaya bayılmanıza ve İtalya'da benim evimde doğmuş olmanıza karşın siz İtalyan değilsiniz, çünkü Avrupa'nın nüfusu en yavaş artan ülkesi olan İtalya yaşlı, bencil, ürkek, güvensiz, tarihin ona sunmakta olduğu olağanüstü fırsatları anlama becerisinden yoksun bir ülkedir. Genç halklar, enerji dolu olarak, yaratmak, bizim insani ve üretim gelişmemize katkıda bulunmak hevesiyle uzaklardan gelen insanlar hep aşağılanıyorlar ve bir kenara itiliyorlar. Vatandaşlık hakkı İtalya'nın yoksullaşması, istikrarsızlaşması konusunda bir tehdit olarak görülüyor. Siz henüz İtalyan değilsiniz, çünkü ülkemizi sömüren -kastlar ve umursamaz aile kayırmacılığı dışındaki- bir başka canavar olan bürokrasi, dört bir yanda boy gösteren bin başlı Hydra, vasat insanların küstahlığı, namuslu insanların zalimi olarak boy gösteren bu canavar ölümcül nefesiyle rüşvet sistemine daimi olarak can verir; yurttaş da, uygar bir ülkede normal yollardan elde etmesi gereken haklarını ancak bu yolla elde etmenin utancını yaşamak zorunda kalır. Size bütün bunları söylemek isterdim ama söylemeyeceğim. Scipio'nun tolgasından söz eden o bulmaca misali marşı haykırarak devasa bayraklarınızı dalgalandırmanıza izin vereceğim. Yarın o bayrak kuruduğunda, dedemin o özenli ve ciddi tavrıyla katlayıp kutusuna koyacağım ve size teslim edeceğim, çünkü ben ülkemi seviyorum ve her sevgi içinde umut kıvılcımları barındırır. Bir değişim görmeyi umut ediyorum ama daha da fazlası bunu sizin görmenizi; günün birinde gururla bu bayrağı kendi çocuklarınıza teslim edebilmenizi arzu ediyorum. Yaşasın İtalya.
Sayfa 57·Kitabı okuyor