Zenginleşme vs Fakirleşme
Modern dünyada, nispi olarak baktığın zaman, ben şahsen zenginleşme değil, fakirleşme görüyorum. Objektif bir gerçek var: En zenginle en fakir arasındaki uçurum büyüyor. Sürekli olarak toplumun genelinden az sayıda insana doğru inanılmaz boyutlarda bir gelir transferi söz konusu. Yani nispi olarak toplumun büyük kısmı bütün ürünlere ve bütün hizmetlere kavuşsa bile fakirleşiyor. Çünkü birileri daha fazla zenginleşiyor. Çünkü senin zenginleşme olarak yaşadığın hadiselerin tümü ticari ürünleri satın almak yoluyla gerçekleşiyor. Ve ticari ürünleri sen satın aldıkça senin cebinden çıkan birtakım paralar başka birilerinin cebine akıyor. Sen zenginleştiğini düşündükçe, çeşitli mal ve hizmetleri satın alma imkanların arttıkça, aslında nispi olarak fakirleşiyorsun.
Sezgi dediğin şey aslında senin cahilliğindir.
İnsan tanıdıkça, daha doğrusu insan çeşitleri tanıdıkça, yani farklı eğitim sistemlerinden gelen, farklı toplumsal sınıflardan ve farklı ön yargılardan gelen insanlarla tanıştıkça, mesela dindarıydı, Hindusuydu, sağcısıydı, profesyonel katiliydi, eski komünistiydi, Bizantologuydu, Perulu köylüydü, çeşit çeşit insanlarla tanıştıkça görüyorsun ki senin o tartışılmaz gerçek, canım bariz işte, bunu biliyorum ben dediğin her konuda radikal bir şekilde farklı düşünen, üstelik büsbütün haksız da olmayan insanlar var dünyada. Dolayısıyla senin sezgi dediğin şey, benim içime doğuyor, ben bunun böyle olduğunu seziyorum dediğin şey, aslında senin cahilliğindir. Başka görüş açılarını bilmediğin için, kendi önyargılarını, kendi eleştirilmemiş, gözden geçirilmemis kabullerini hakikat zannediyorsun. Bu kadar basit.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kimliğinin ve onurunun ayaklar altına alındığı bir memlekette çocuk doğurmak “ben varım ve umudumu kaybetmedim” demektir, hiç düşündünüz mü?
1000Kitap
“Yetti” demeyi tasarladığım günlerde hamile olduğunu öğrendik. Doğurmaktan başka bir ihtimali ne o düşündü, ne de ben. Çocuk kutsaldır, annesinden ve babasından daha önemli bir varlıktır. Anne babanın rahatına feda edilmesi kadar büyük bir alçaklık düşünülemez. Evlenelim dedim. Evlendik.
Ben özgürlük konusunu deştim, maksat muhabbet olsun. “Türban mı özgürlüğü daha çok kısıtlar, bikini mi?” sorusunu ortaya attım. İlk isyanlar geçtikten sonra, kadının cinselliğini ilgi odağı yapan bir giysinin ne anlamda özgürleştirici olduğunu konuşmaya başladık. Spinoza ne derdi acaba? Bikini ile türban arasında seçim yapmaya zorlansa hangisini seçerdi? Biraz daha debelendi, sonra hak verdi. Tuş. Sonra 17. yüzyılın Hollanda kadın giyimlerinden, Vermeer ve Rembrandt’ın resimlerinden sohbet açıldı. Evet, bütün kadınların başı örtülüymüş. Madem burada erkek erkeğeyiz hadi itiraf edelim dedik, kadehleri bikiniye kaldırdık.
“Enayi Arapçadan uydurulmuş Türkçe bir kelime. Enâ ben, enâ’i de benci ya da bencil. Kamus-ı Türki’de kendini bir şey sanan mağrur ve cahil kimse diye geçiyor.”
Sayfa 57 - Everest Yayınları