Yazma Planları Hakkında
Bugün bir arkadaşla yazmak üzerine konuştuk. Yazmayı seviyorum ya, kendi kendime konuşmak, dertleşmek gibi bir şey. Ticari bir kaygıyla, egomu tatmin etmek veya kendimi ispatlamak için yazmak istemiyorum. Bazı şeylerin büyüsü olduğuna inanıyorum. Yazdığım romanı bilerek bitirmiyorum. Çünkü orada çocukluğumun anılarında kazılar yapıyorum, hayal kırıklıklarım, pişmanlıklarım, hayallerim, planlarım, öfkem her şeyi yazıyorum. Önce bir okuyucu olarak okuduklarımdan ben tatmin olmalıyım. İşte o gün herkesle paylaşabileceğim. Umarım çok uzun sürmez bu süreç. Onun dışında bir öykü kitabı ve bir de okuma rehberi yazmak istiyorum. Öykü kitabı tamamen hayatıma dokunan özel insanların gerçek yaşam öyküsü olacak. Onların anısını bir şekilde yaşatmak için yazacağım. İlker, dedem, anneannem, Nuriye teyzem, annemin hikayesi, Turgay, Menan… Hepsi anılarımda ölümsüz bir şekilde yerlerini aldı. Okuma rehberi ise uzun zamandır aklımda olan bir şey. Ali Lidar “Edebiyat Atlası” gibi bir şey yazmıştı. Ben daha çok roman yazarı değil de benim politik düşüncemi, hayat felsefemi, entelektüel gelişimimi etkileyen ve idolüm olan yazarların ufak bir biyografisini ve en sevdiğim eserlerini, neden okumamız gerektiğini yazmayı düşünüyorum. Bir nevi o yazarları ilk defa okuyacak olan veya daha yakından tanımak isteyenler için meraklarını arttıracak ve aynı zamanda meraklarını giderecek bir okuma rehberi olsun istiyorum. 250 sayfayı geçmeyecek şekilde ince, akıcı ve bilgilendirici olmasını hedefliyorum. Tek kitaba sığmaz muhtemelen birkaç kitaba yayarım. Anlatmak istediğim çok fazla yazar var. O yüzden önce blog yazarak ve video çekerek başlayacağım işe. Zaman içinde biriken arşivi kitaba çevirmeyi düşünüyorum. Şimdilik aşağıdaki yazarlar üzerine çalışacağım. Hepsinden çok şey öğrendim, öğrenmeye
Kitap
"Harry, yaşayanlar için üzül en çok da sevgisiz yaşayanlar için"
Eveeet. Uzun ve zorluklarla geçen yorucu bir hafta sonunu geride bırakıyoruz. Duygu durumumuz Harry Potter ve Ölüm Yadigarları I'de Harry ile Hermione'nin Nick Cave'in O Children şarkısıyla dans ettiği sahneyi getiriyor aklımıza. Bu videonun linkini sizlerle paylaşmak isteriz: youtube.com/watch?v=YKsJRgs... Bilgilendirme: *Değerli dostumuz Arda, gecesini gündüzüne katarak sizler için hazırladığımız Ahmet Hamdi Tanpınar podcastimiz üzerine çalışıyor. *Sevan Hocamız Leskov üzerine çalışmalarını sürdürüyor. *Ben de(Tolga Alp) yayınlayacağımız George Orwell'ın 1984 yapıtı podcastinin son rötuşlarını veriyorum. Ve günler geçip gidiyor... Sevgiyle kalın. Not: Son günlerde popüler olan "clubhouse" uygulamasını denedik. Pek bir faydasını göremedik ve sildik. Zaman kaybı diyebiliriz. Bu arada elimizde davetiye kalmadığını üzülerek belirtmek istiyorum. En güzel uygulama kitaplarımız, kütüphanelerimiz :)
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
GILIYA DARAN
Asimilasyondan ve Kürt dilinden söz ederken Fehmi Fırat’tan söz etmemek imkansızdır. Fehmiyê Licî, Ferhiyê Bilal, Fehmi Fırat adlarıyla bilinen Fehmi Dayı; 1887’de Lice’de doğmuştur. İstanbul’da 1912’de kurulan Hevî Örgütü’ne aktif destek veren Fehmi Dayı, örgüt kapatılınca politik mücadelesini sürdürmekten geri durmaz ve 1918 yılında kurulan Kürt Tealî Cemiyeti’nin üyesi olur. Burada Seyyid Abdulkadir ve Emin Ali Bedirhan Bey’le tanışır. Erzurum’da Kurulan ve “Azadi” olarak bilinen “Ciwata Azadiya Kurd” (Kürt Özgürlük Cemiyeti) üyesi olur ve bu örgütün Diyarbakır şubesini kuranların içinde yer alıyor 1925 isyanı kırılınca Irak’a, oradan da Suriye ve Lübnan’a gider. Xoybun’un kurucuları içinde yer alır. Orada Bedirhanlar’la tanışır. “Kürt, Ermeni ilişkilerinden” dolayı Bedirhanlar’la fikir ayrılığına düşer. Ağrı İsyanı’ndan sonra çıkarılan aftan yararlanarak Türkiye’ye gelen Fehmi Fırat, Burdur’a sürgün edilir. Sürgün yaşamı bitince bir süre Hınıs’ta ve Genç’te (Darahıne) kalır. Sonra doğduğu yere, Lice’ye gelir. Lice’de arzuhalcilik ve dava vekilliği yaparak geçinmeye çalışır. Ben de onu Lice’de tanıdım. Onu tanıdığımda artık epeyce yaşlanmıştı. Fransızca’yı iyi bilirdi. Çok sayıda Fransız klasiğini Kürtçe’ye çevirmişti. Sayısız öykü ve şiir yazmıştı. En çok bilinenleri şunlardır: Gilîya Daran (Ağaçların Söyleşmesi) Kotela Kanîreşe (Karaçeşme Koteli. Kotel Kürtçe’de güvercingillerden göçmen bir kuşun adıdır) Biratîya Gur il Mıye (Kurtla Koyunun Kardeşliği) Feteh Bege Xerzan (Garzan’lı Fetah)… Fehmi Dayı’nın kitaplara, destanlara sığmayan yaşamı 1967 yılında Diyarbakır’da sona erdi. GILIYA DARAN Şevek ji şevan rojek ji rojan/Roj li ser çiyayê Cebexçûrê çû ava/Êzingvan hatin/Di bin dareke mazî ya kevnar de /Werîsê xwe danîn erdê/Û bivir danîn ser kevirek/Li benda
Kişilik sahibi insanların belli değer yargıları vardır. Misal "askeri darbelere karşı olmak" gibi, Misal "teröre karşı olmak" gibi, Misal "mülteci meselesinde duyarlılık" gibi Misal "kadına şiddete karşı durmak" gibi, Misal "ırkçılığa, mezhepçiliğe +karşı olmak" gibi, Misal "ibadet ve inanç özgürlüğünden yana olmak" gibi, Misal "Kılık kıyafet özgürlüğünden yana olmak" gibi Misal "Şiddete, Vandalizme, Yağmacılığa karşı olmak gibi" Misal "çevresel kaygılar taşımak" gibi Misal "Sosyal adaleti vazgeçilmez bilmek" gibi, Misal "Herkesin etnik kökenine, mezhebine, diline, kültürüne saygılı olmak" gibi, Misal "idama karşı olmak" gibi Misal "Anti-Emperyalistlik" gibi Misal "Anti-Siyonistlik" gibi Misal, Misal, Misal..... VE ! Kişilik sahibi insanların bu değer yargıları duruma göre de değişmez. Mesela, "ben de askeri darbelere karşıyım" dedikten sonra "ama Mursi de..." diye başlayan cümleler kuramazsınız. Mesela, teröre karşı iseniz bombalar istanbul`da patladığında figan feryat edip Paris`te patladığında alkış çalamazsınız. Mesela yağmacılığa, çapulculuğa, vandalizme karşı iseniz Gezi`de lanetleyip Berlin`de, NewYork`da "oleyyyyy" nidalarıyla karşılayamazsınız. Mesela, "ben de idama karşıyım ama Menderes de.." diye başlayan cümle de kuramazsınız.
1000Kitap
Vefa ve Vefat Kelimelerinin Aynı Kökten Gelmesi Üzerine
ÖLÜM VE BORCU ÖDEMEK “vefa ~ Ar wafāˀ وفاء [#wfy msd.] sözünü tutma, borcuna sadık olma, görevini yerine getirme vefat Ar wafā وفا sözünü tuttu, borcunu ödedi, görevini yerine getirdi → vefa” Biraz kasvetli bir konuyu aktaracağım, yazımın girişindeki alıntıdan anlaşılmıştır sanırım. Sevan Nişanyan'ın sözlüğünü fırsat buldukça karıştırırım. Genellikle ilginç açıklamalara denk geldiğim sözlükte bu kez iki derin kelime dikkatimi çekti. Nişanyan'ın Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü'ne göre vefa ile vefat kelimeleri Arapça'da aynı kökten geliyormuş: ''wft''kökü, ikisini de dünyaya getiriyormuş. Yukarıdaki alıntıda görüldüğü üzere ''vefa'' kelimesi ''Sözünü tutma, borcuna sadık olma, görevini yerine getirme'' anlamlarında kullanılıyormuş. Dolaşımdaki güncel dilden biraz daha farklı. Günümüzde ''eşi dostu unutmamak, onların zor zamanlarında yanında bulunmak'' anlamlarında kullanılıyor. Vefatın ilk karşılığı ise tabii ki ''ölüm'' olarak gösterilmiş. Vefa ile vefat kelimeleri arasında bağlantı kuran Nişanyan, vefatın ikinci anlamına ''sözünü tuttu, borcunu ödedi, görevini yerine getirdi'' anlamlarını eklemiş. Böylece ortalamaya uygun, alaelade bir kimliğe bürünmüş ''vefat'' kelimesi, gerçek hüviyetine kavuşmuş. Vefa ile vefat kelimelerinin aynı anneden doğmuş ikiz evlatlar olmalarının üzerine uzunca düşündüm. Vefa ile vefat arasında derin bir anlam bağı var mıydı? Var olsa bile insanlar böylesi ağır bir gerçeği bu kadar net ifade edebilirler miydi, ölümleriyle yüzleşebilirler miydi; hem de dolaşımdaki güncel dili kullanarak? ''Yüzleşebilirler miydi?'' diyorum, çünkü sokaktaki insan için bu kabulleniş çok külfetli bir zihni savaş olurdu! Ardından fark ettim ki insanlar eskiden daha bilinçliymişler, vefat etmenin doğuştan gelen bir borcun ödenişinin sonu olduğunu
Felsefe