“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Mustafa Kemal Atatürk#202162173
İsa nerede? Size soruyorum: İsa nerede?
İskariot’un hırıltılı sesinde muktedirlik vardı ve boyun eğerek cevap verdi Tomas:
— Sen kendin de biliyorsun, Yahuda, öğretmenimizi dün akşam çarmıha gerdiler.
— Peki siz buna nasıl izin verdiniz? Sevginiz neredeydi? Sen, en sevdiği öğrenci, sen, kaya, neredeydiniz dostunuzu tahtaya çiviledikleri sırada?
— Ne yapabilirdik ki, sen söyle, —diyerek kollarını iki yana açtı Tomas.
— Bunu sen mi soruyorsun, Tomas? Bak sen şu işe! —Başını yana eğdi Keriyotlu Yahuda ve birden öfkeyle patladı:— Seven kişi ne yapmalıyım diye sormaz. Gider ve ne gerekiyorsa yapar. Ağlar, ısırır, düşmanı boğar ve kemiklerini kırar! Seven böyle yapar! Evladın boğulurken, şehre gidip yoldan geçenlere “Evladım boğuluyor, ne yapmalıyım?” diye mi sorarsın, yoksa kendin de suya atlayıp evladınla birlikte mi boğulursun? Seven böyle yapar!
Efendimiz (sas) dedi ki: ‘Bir arada oturduğunuz meclislerin hakkını veriniz!’ Merakla dedik ki: ‘Ya Resûlullah! Meclisin hakkı nedir ki?’ Dedi ki: “Meclisin hakkı üçtür. Bir, gözü yummak, yani arkadaşlarının kusurunu görmemek; iki, selama güzelce karşılık vermek; üç, güzel söz söylemek”
Bilinen bir gerçek var ki muhabbet marifet ile akalı bir durumdur. Yani sevmek tanımakla olur. Öyleyse insan ne kadar tanırsa o kadar sever ne kadar severse o kadar da onların yolunda olur.