realite bu kadar sadedir. insan kendini onun önünden silebilse, işte gerçekleştiği zaman trajedi bile bu kadar sadedir. insan kendini değil, ölçülerin bozguncusu yalancı ve yaygaracı, boşuna ümitlerin, kuruntuların, dehşetlerin yaratıcısı ve mevcut olmayanların tanrısı muhayyileyi silebilse, her şey kendi kendisi halinde ne kadar sade.
…zaten onun en büyük kusuru haklı olmak. beni anlamayanlara karşı soğuğum; fakat bu kadar anlayanlardan da ürküyorum. beni kendi gözümle hudutlandırıyor, içimde hürriyet sahası daralıyor.
bahtiyar olmak için bedbaht olmaya ihtiyacı var. her insan böyledir. fakat mefharet gibi galeyanlı tiplerde bu daha açıktır: “ başının belasını arıyor” der halk. her insan arar bunu. farkında değildir. sanatkârlar hissederler. Fuzuli’yi hatırlayın: “ yani ki çok belalara kıl müptela beni.” Hamid de Makber’in ön sözünde “ kederimin artması için sevinmek isterim” der. aynı şeydir: sevincinin artması için kedere ihtiyacı var, demektir.