5/10
·272 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 18:59
Akıp giden bir roman ama bende öyle woww bi his uyandırmadı. İnsanların salaklıklarına tahammülüm az zaten ve yaptığı saçmalıklara bağırmak istedim.Hakkını savunmasını istedim ama o susmayı tercih etti.
Bir Şey Olduğu YokKevin Wilson · Domingo Yayınevi · 20211,000 okunma
Puan vermedi·680 syf.··
2026 4. kitabı
Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.  "Ne uzun yaşadım hiç yaşamaksızın! Ne çok düşündüm hiç düşünmeksizin! Durgun şiddetlerle, kıpırdamadan aşılmış serüvenlerle dolu dünyalar çöküyor üstüme. Hiç sahip olmadıklarıma ve asla olmayacaklarıma doydum artık." Huzurlu odamda, kederler içinde yazıyorum, şimdiye kadar olduğum, bundan sonra da olacağım gibi yapayalnızım. Birden sıkıntı bastı. Sessizliğin nefesi kesilmişti bir anda. ...bende kalan hatıran öylesine temiz, öylesine okunaklı. “Ben ki hayatın ne olduğunu bile bilmezken,ben mi onu yaşıyorum yoksa o mu beni...” “Sevmekten âciziz, sevilmek için gereken sözlerse daha söylenmeden yorar bizi.” - Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum. Özlediğim hiçbir şey yok.Hayatım acıyor .Bulunduğum yer acıyor , kendimi bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor. Çöküş, bilinçaltının tamamen yitirilmesi demektir, çünkü bilinçaltı yaşamın temelidir. insan baskı altında yaşamamışsa, özgürlüğün değerini ölçemez. Şu küçücük dünyada herkes incitilmiş, isimsiz, herkes yanlış yerde. Hissetmek ne renktir acaba? fernando pessoa // huzursuzluğun kitabı
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·270 syf.··
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 17:28
Zamanda Asılı Kalan Çocukluk: Alex Schulman’ın "17 Haziran" Romanı Üzerine Kişisel Bir Değerlendirme Alex Schulman’ın 17 Haziran romanı, ilk sayfalarından itibaren okuyucuyu içine çeken, gizemini ve temposunu belli bir noktaya kadar çok yüksek tutan, 270 sayfalık son derece akıcı bir eser. Kitabı elime aldığım ilk anlarda, daha 40-45. sayfalardayken bile hissettiğim o saf heyecan ve hayranlıkla, vaktim olsa iki günde bitirebileceğimi düşünerek çevremdeki herkese bu kitabı büyük bir coşkuyla tavsiye etmeye başlamıştım. Bir öğretmenin, çocukluğunun geçtiği eski evinin numarasını şans eseri bulup araması ve hattın ucundaki çocuk benliğiyle konuşmaya başlaması, edebiyatta eşine az rastlanır türden, çok farklı ve sarsıcı bir merak unsuru sundu bana. Yetişkin bir adamın, küçük çocuğun ne zaman üzüleceğini, ne zaman ağlayacağını saati saatine bilip, sırf onun o derin hayal kırıklığını ve acısını bir nebze olsun dindirebilmek için zamandan önce davranıp onu araması, kitabın beni en çok sarsan ve içimi acıtan yönlerinden biriydi. Ortak Hafızanın Nesnesi ve Çözülemeyen Kopukluk Romanın felsefesini sırtlayan en güçlü sembollerden biri, şüphesiz ki müzede sergilenen o eski telefon ve kahramanın onu alıp ablasına göndermesidir. Bu telefon, aslında ortak bir çocukluk hafızasının, paylaşılan acıların ve belki de en çok ablasının içini kemiren o gizli suçluluk duygusunun somut bir nesneye dönüşmüş halidir. Çağdaş dünyada ablası onun normal mesajlarına veya aramalarına muhtemelen yanıt vermeyecekti; aralarında yetişkinliğin getirdiği soğuk duvarlar vardı. Ancak o geçmişe ait nesne, donmuş bir ilişkiyi çözebilen tek anahtar oluyor ve geçmişle yeniden bağlantı kurmalarını sağlıyor. Fakat tüm bu bağ kurma çabasına rağmen, kitabı okurken temeline bir türlü inemediğim, zihnimde çözümsüz
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026788 okunma
Otomatik hüzün: içli bir robot.
8/10
·198 syf.·
2026 11. kitabı
İkinci kitabım, burada kendi görüşlerini kimlerin şekillendirdiğini, verdiği örnekler olsun ya da tekrar etmesi, daha net anladım. İlk okuduğumda yormuştu biraz ön yargılı başladım, ismi çok dikkatimi çekiyordu. Bazı açılardan çok anlıyor bazen de uçurum bi anlamsızlık hissettiriyor bu yazar bende, muhtemelen ileride yine merak edeceğim
Doğmuş Olmanın Sakıncası ÜstüneEmil Michel Cioran · Metis Yayıncılık · 20192,875 okunma
Ağla gitsin yeter
7/10
·368 syf.··
2026 12. kitabı
İkiz kardeşlerimiz Emilia ve Vittoria. İki kardeş birbirinden farklı Emilia daha sakin evde kalıp kitap okumayı seven tercih eden bir tip, Vittoria ise daha maceraperest. Burada okurun birinden inceleme gördüm ve hak verdim. Bende Vittoria'nın gözünden okumak isterdim, Emilia biraz fazla pasif kaldı. Vittoria daha meraklı ve daha gizemliydi onun gözünden okusak onu merak ederken daha keyifli olurdu bence.. Çeviri kaynaklı olduğunu düşündüğüm bazı sayfalar var bu konuya nereden geldik hangi ara oldu bu diye anlayamadığım bir iki sayfa var. Olaylar birbirine bir şekilde bağlanıyor yazar bunu iyi becermiş. Diyorum ki ya ne alaka şimdi bir bakıyorum konuyu bağlamış bu konuda hakkını yiyemem. Sinir olduğum ve okurken yeter artık dediğim satırı sizinle paylaşacağım. "Gözlerim akmayan yaşlardan ötürü yanmaya başlamıştı" yeter artık ağla lanet cadı dedim içimden. Spoiler ! Öfke'nin öldüğünü düşündüğünde ağladı, baya üzüldü falan sandım çok geçmeden normal yaşantısına devam etti. Emilia sürekli Öfke'nin iblis olduğunu unutuyordu merhamet, anlayış falan bekliyordu. Kaldı ki Öfke gerçekten de kibardı amacının ne olduğunu ne istediğini tam kestiremedim ve onu merak etmekten kendimi alıkoyamadım. Diğer anlamadığım durum ise Haset'ten duyduğu şeylerden sonra sinirlenip neden öfkeyi öptü onu hiç anlayamadım normal tartışabilirdiniz. Kaldı ki kitap baya baya yavaş ilerliyor ve içinde aşk kırıntısı vardı duygu sıfıra yakındı. Ayrıca nineleri insan gibi anlatsaydı Vittoria ölmezdi, böyle plansız iş yapacaklarına nineleri durumu güzelce ifade etse tabiri caizse bok yoluna gitmezlerdi. Ayrıca manastırda bir bok yeniği olduğunu anlamıştım Antonoia dan şüphelenmiştim şaşırmadım da. Ama son finalde çağırdığı iblisi öğretmeni olan Haset gelir diye beklemiştim. Kibir ne alaka. Bizim
Kötülerin KrallığıKerri Maniscalco · Ephesus Yayınları · 20211,548 okunma
4/10
·256 syf.··
2026 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 12:03
Bu romanı bitirdiğimde korku ya da hayranlık değil, kafa karışıklığı hissettim. Kitap hakkında yapılan yorumların büyük kısmı onun ne kadar cesur, rahatsız edici ve sarsıcı olduğuyla ilgiliydi. Gerçekten de roman bunların hepsini yapıyor. Ancak kitabı bitirdiğimde bütün bu vahşetin neye hizmet ettiğini anlayamadım. Romanın merkezinde Margot ve annesi Ruth arasındaki son derece yıkıcı ilişki yer alıyor. İlk bakışta bu ilişkiyi annelik, bağımlılık, istismar ve kimlik oluşumu gibi temalar üzerinden okumak mümkün. Hatta romanın sembolik açıdan son derece zengin olduğu da söylenebilir. Ruth yalnızca korkutucu bir anne figürü değil, aynı zamanda kontrol etme, sahip olma ve tüketme arzusunun da bir temsilcisi olarak okunabilir. Margot’nun hikayesi ise böylesine baskıcı bir ilişkinin içinden sıyrılarak kendi benliğini kurmaya çalışan bir çocuğun hikayesi olarak değerlendirilebilir. Benim romanla kurduğum mesafe tam da burada başladı. Bu temaların varlığını görebilmeme rağmen onları okuma deneyimim sırasında hissedemedim. Romanın sembolik katmanları anlatının doğal bir parçası değil, sonradan eklenmiş gibi duruyordu. Okurken sürekli yaşanan olayların şok edici tarafıyla karşı karşıya kaldım fakat bu şokun beni hangi duyguya ya da düşünceye ulaştırmak istediğini tam olarak kavrayamadım. Karakterler konusunda da benzer bir problem yaşadım. Abbie ve servis şoförü gibi karakterlerin anlatıda belirli işlevleri olduğu düşünülebilir. Bunlar Margot’nun kapalı dünyasının dışında kalan hayatı, farklı ilişki biçimlerini ve başka ihtimalleri temsil ediyor olabilirler. Fakat roman bu karakterleri yeterince geliştirmediği için onların varlığı bende güçlü bir etki yaratmadı. Özellikle Margot ile Abbie bağının daha güçlü bir yere taşınabileceğini düşündüm. Buna rağmen romanın tamamen
KuzuLucy Rose · İthaki Yayınları · 202617 okunma
Reklam
Reklam