Yirmi yıldır belli bir mutluluk deneyimim olmadı. Beni yiyip yutan bu yaşamı bütünüyle tanıyamadım; ölümde beni korkutan, yaşamın bensiz tüketilmiş olduğu yolunda bana getireceği kesinliktir. Bir kıyıda, herkesten uzakta, anlıyor musunuz?
Anlatacak çocukluk hikâyelerim yok; öyle unutulmaz dostluklar, buruk ayrılıklar falan da yaşamadım. Boktan bir hayat benimkisi. Altın günlerinde şişman teyzeler yanaklarımı sıkıp, büyüyünce çok can yakacak bu çocuk, demediler. Deseler komik olurdu; bozkırın ortasındaki toplu konutlar kadar sevimliydim çünkü. Ama çok can yaktım, çok insan üzdüm, birkaçını da fena benzettim. Saçlarım sarıdan siyaha, kıvırcıktan düze dönmedi. Başladığım gibi dümdüz gittim.
Ne tarafa gideceğimi bilmiyordum. Hangi yolu seçersem seçeyim, yeni bir hata yaptığımı gösteren bir şok yiyordum. Önümdeki her yol tıkalıydı. Tanrım… Ne yaparsam yapayım, ne tarafa dönersem döneyim, tüm kapılar bana kapalıydı.
Kırgınlığımı kontrol etmeyi, sabırsızlanmamayı ve bir şeylerin olmasını beklemeyi öğreniyorum. Sanırım büyüyor ve olgunlaşıyorum. Her gün kendimle ilgili olarak daha çok şey öğreniyorum ve suyun üzerindeki minik dalgalar gibi başlayan anılar şimdi kocaman, güçlü dalgalar halinde üstümden geçiyor.