• "Yememişsin." dedi hayal kırıklığıyla.
    "Neyi?" dedim, üsteleyerek.
    "Caanım tostunu, o kadar uğraştım, salçasını da Mehtap Teyzen'den almıştım, ev ya..."
    Sustu. Çay doldurdu bardaklarımıza, tabağı öönümden çekti. Sıcaklığı ile salçayı iyice içine çekip nemlenmiş tosttan fazla bi ısırık aldı. Sola çevirdi lokmayı, sağa, tekrar sola...
    Bir... İki... Üç...
    Balkona çıktı. Görmüyorum artık onu. Durduğu köşeden süpürgeyi çekmiş olmalı, arkasına sıkıştırdığım gazete elinde, balkonun en ucuna seriyor onu, üstüne de biber saksısına koyuyor, uçmasın. Ellerine bulaşan salçadan tiksinerek ekmeği doğruyor...
  • 96 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Herkese merhaba arkadaşlar. Geçenlerde bir kütüphane turu yapmalıyım demiştim ve yaptım. Kitapları baya inceledim ve bu kitap gözüme ilişti ve dikkatimi çekti. Hemen aldım. Güzel bir kitap aldığım gibi okudum hemen. Okunmaya da değer bir kitap. Kapakta çok hoş olmuş. Herkese tavsiye ediyorum.
    Kitabın konusu ise: kadınların yaşam hikayelerinden, uzak bir hatıra ya da yakınlarda bir ağrı gibi yine bize ait olan parçacıkları seçerek gerilimi yüksek bir bağlam yaratıyor. Bu bağlam üzerinden baktığımız kadınlık deneyimleri, hikayelerin yeniden ve yeniden yazılabileceğini gösteriyor. Ebru Askan'ın öykü kişileri, kendi yaşam hikayelerinin çeşitlemeleriyle deneyimi zenginleştiriyor.
  • 112 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Bu dünyadan bir Nazım geçti.

    Kimisi için aşk şairi, kimisi için vatan. Seveni de çok sevmeyenide. Vardır herkeste Nazım'dan parçalar.

    Nazım gibi sevmek,
    Nazım gibi bakmak,
    Nazım gibi haykırmak,
    Nazım gibi hür olmak,
    Nazımın penceresinden görmek, yaşamak, direnmek, özlemek ve ağlamak,...
    Nazım olmak, Nazım olmak... Durup bakmak, Nazım olamamak...

    "Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
    kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
    ve taşı yonttuğumuzdan beri
    yıkan da, yaratan da biziz,
    yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
    Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
    arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
    toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.
    Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
    Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?

    Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
    günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
    çocukların avuçlarında yeşerecekler.
    Çocuklar ölebilir yarın,
    hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
    düşerek de değil kuyulara filân;
    çocuklar ölebilir yarın,
    çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
    çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
    arkalarında bir avuç kül bile değil,
    arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
    Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
    Bir deniz görüyorum
    ölü balıklarla örtülü bir deniz.
    Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
    yaşanmamış günlerimiz
    çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan."

    Nazım Hikmet

    Çağının yaşattığı korkunç tehditlere karşı kalemiyle, düşüncelerini damıta damıta karşı durmuş, büyük bir şair. Vatan şairi, sevda şairi, özgürlük şairi, kavganın şairi... Şairi Azam'dır Nazım, yeri doldurulamayacak, tek bir şiirle değil, tüm şiirleriyle rakipsiz bir şairdir. Tüm şiirleriyle farklı yönlerimize değiniyor, nasıl da çarpıcı anlatıyor bizi bize...

    "Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
    kadın, erkek, çoluk çocuk.
    Ekmek hepimize yetmiyor,
    kitap da yetmiyor,
    ama keder
    dilediğin kadar,
    yorgunluk da göz alabildiğine.
    Hürriyet hepimize yetmiyor.
    Hürriyet hepimize yetebilir
    ve sevda kederi,
    hastalık kederi,
    ayrılık kederi,
    kocalmak kederinden
    gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
    Kitap hepimize yetebilir.
    Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
    Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
    avuçlarıyla birlikte,
    boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
    yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim. "
    Nazım Hikmet

    Ve Nazım kendisini şöyle ifade eder;
    "Ben bir insan
    Bir Türk şairi Nazım Hikmet
    ben tepeden tırnağa insan
    tepeden tırnağa kavga, hasret
    ve ümitten ibaret..."

    Madem seveni sevmeyeni anarak başladık biraz da değinmek lazım hayatına.Nazımla ilgili kısa bir anekdotla devam edelim...

    Nazım Hikmet Bursa Cezaevi’ndeki günlerinde koğuş arkadaşlarını okumaya ve yazmaya yönlendiriyordu. Aynı zamanda da cezaevi yönetimine yardım ediyordu. Birgün cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş geldi. Uzun süren denetimlerden sonra müdüre, ”Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?” dedi ve hemen Nazım’ı odaya getirdiler. Koltuğa iyice yayılan müfettiş yukarıdan bakarak Nazım’ı iyice süzdü, ”Demek Nazım sizsiniz” dedi, fakat oturması için yer göstermedi. Kısa bir konuşmadan sonra ise gidebileceğini söyledi. Nazım tam kapıdan çıkarken durdu.

    Nazım: Ömer Hayyam adını duydunuz mu?
    Müfettiş: Kim duymaz Hayyam’ı?
    Nazım: Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi? diye sordu ve devam etti.

    ”Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı ve sizi kimse anımsamayacak.

    Böylede oldu, unutulmadı. İster sevsin ister sevmesin herkeste yer edindi Nazım. Hatırlanıyor, seviliyor, karşı çıkılıyor, ölümsüzlüğünü sonuna kadar yaşıyor anılıyor.

    Okuyun, okutturun. Nazım okuyan biri kötü olabilir mi hiç?

    Keyifli okumalar!
  • 64 syf.
    ·9/10
    İsmiyle dikkatimi çeken, Stefan Zweig'in kalitesine inanarak aldığım kitap, beni oldukça tatmin etti.

    Nedendir bilinmez ilk beş sayfasında manasız şekilde sıkıldım ve ona ara verip başka bir kitaba geçtim. Geri döndüğümde nasıl büyük bir hata yaptığımı farkettim. Çünkü hikaye aslında bıraktığım yerde başlıyordu.

    Amok; Malezya'da görülen, anlamsız bir düşüncenin kriz haline gelmesi hali olarak tanımlanıyor. Amok'a yakalanan biri, karşısında kim olduğuna bakmadan, at gözlükleriyle sürekli ileriye doğru koşar. Bu yüzden bu rahatsızlığa yakalananlara, Amok Koşucusu denir.

    Kahramanımız sevgili doktor, bir istek için kendisine gelen kadının kibiri karşısında kendi egosuna yenik düşer. Doktorun, dominant ve kendinden ödün vermeyen kadınlara karşı bir hassasiyeti vardır. Ondan yardım isteyen kadında da bu havayı sezince üzerine gider ancak kadın da ona karşılık verir. Bu an itibariyle doktor, bir amok koşucusu haline gelir.

    Doktorun zaman zaman hissettiği büyük duygular, özellikle sevgi ve nefreti uçlarda yaşaması, oldukça rahatsız ediciydi. Kendisine muhtaç olanlar üzerinde bir güç oluşturur, onları tekmelemeyi dahi aklından geçirir. Zweig, duyguları tanımlama konusunda tam bir usta.

    Kitaptan hareketle bu amok koşusunu düşündüm. Zaman zaman bizler de anlık olarak birer amok koşucusuna dönüşmüyor muyuz?
    Hayallerini yaşamak için kaç insana zarar vermişsindir?
    Bir şeyi elde etmek için ayaküstü kaç yalan uydurmuşsundur?
    Seni sevsin diye asıl benliğini kaç derece gizlemişsindir?
    Arkadaşlarınla sadece gelip geçici bir eğlence gecesi yaşamak için aileni ne kadar üzmüşsündür?
    Amok, yalnızca Malezya'da değil, hayatımızın her anında.
  • Ben kimin aşk kim???
    Beni Kim Sevsin Şu Yalan Dünyada Değil Mi???