Nermin

Nermin
@bennermin
1 Ocak 1989
13 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
"..Nasıl ki sarhoşlar kendi aralarında eğleniyor, sohbet etmek için mutlaka bir mental kapasite şart değil."
Sayfa 86·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"....Sonsuz bir koşuşturma,yarış; bitmez, tükenmez pis, küçük ihtiras oyunları, özellikle açgözlülük, birbirinin tekerine taş koymalar, dedikodular, karalamalar, çelme takmalar, birbirine tepeden tırnağa ince ince bakmalar... Konuşmalarına kulak veriyorsun başın dönüyor, aptallaşıyorsun. İlk bakışta ne kadar da zeki adamlar, meziyetleri yüzlerine yansımış dersin, ama onlardan yalnızca şöyle şeyler duyarsın: ‘Filanca adama şunu verdiler, falanca şurayı kiraladı, birisi, ‘Yok canım! Neye karşılık?’ diye bağırır. ‘Filan kişi dün akşam kumarda kaybetti, falanca üç yüz bin aldı!’ Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı! Burada gerçek insan nerede? İnsanın bütünlüğü, bozulmamışlığı nerede kaldı Nereye saklandı insan? Kendi meziyetlerini böyle ıvır zıvır için nasıl israf etti? ...Sanırım sen, onların arasında olma hevesim iyiden iyiye kırılsın diye kasıtlı olarak beni bu dediğin dünyaya ve topluma taşıyıp götürüyorsun. Hayatları da güzel bir hayatmış, ha! Bir insan o hayatta ne arayıp bulabilir? Düşünsel ya da duygusal açılardan ilginç bir şeyler mi? Bütün bu işlerin çevresinde döndüğü bir merkez, bir eksen var mı diye bir bak; böyle bir merkez yok. Derin, anlamlı hiçbir şey yok, canlı, yaşayan hiçbir şey yok! Tüm bu kaymak tabaka mensupları benden bile daha ölü, daha uyuşuk ve daha derin uykuya dalmış insanlar! Peki, hayatta onları yöneten şey nedir? Bu insanlar benim gibi yataklarında uzanıp yatmıyor, ama her gün sinekler gibi ileri geri mekik dokuyorlar. Neye yarıyor? Bir misafir odasına giriyorsunuz, misafirlerin simetrik bir şekilde ne kadar güzel yerlerini aldıklarını, ne kadar ağırbaşlı ve derin düşüncelere dalmış halde oturduklarını görüp hayran oluyorsunuz, ama iskambil masalarının başındalar! Diyecek bir şey yok, hayatın şanlı bir güdüsü! Zihinsel bir faaliyet arayan biri için
Sayfa 208 - 4. Bölüm·Kitabı okudu
Sevgiyi pratik ettikçe daha verici olmak isteriz. Bir başkasına kabul göstermeyi reddetmek anlamında bencillik, aşk ilişkilerinde yaşanan hüsranların başat kaynağıdır. Robert Sternberg`in Love the Way You Want It'teki ifadesiyle, "ilişkilerin çökmesine en sık neyin yol açtığı sorulsa. .. kesinlikle bencillik derim. Bizler şu an narsizm çağında yaşıyoruz ve pek çok insan karşısındakinin ihtiyaçlarına kulak vermeyi ya hiç öğrenmemiş ya da unutmuş durumda. Doğrusu, ilişkinizi (tek gecelik değil, uzun soluklu ilişkinizi) iyileştirmek adına kendinizde bir değişiklik yapmak istiyorsanız partnerinizin menfaatlerine kendi menfaatlerinizle eşit muamele gösterin." Gerek aşk ilişkilerinde gerekse diğer bütün ilişkilerde cömertçe verebilmek, karşınızdaki insanın sizden özen beklediğini fark ettiğiniz anlamına gelir. Özen önemli bir kaynaktır. Bütüin kaynakları cömertçe paylaşmak, sevgiyi ifade etmenin somut bir yoludur. Bu kaynaklar zaman da olabilir, dikkat, nesne, beceri, para da.. Bir kez sevme yoluna dümen kırdığımızda vermenin ne kadar kolay olduğunu göreceğiz.
Edebiyat
Söylendim Durdum
“Ben fukarayı severim dersin kendi kendine, yalandır. Kendin de inanmazsın. Hangi fukarayı, nasıl fukarayı? Bu canavar gibi dilenci kadını mı? Bu arsız, edepsiz çocuğu mu? Bu iki paralık adamın önünde secdeye varan balıkçıyı mı? Yoksa köşe başında oturup çürüklerini; yüzünden açlığı, kimsesizliği, hafifçe deliliği, dünyadan bıkkınlığı akan adama yutturan külhanbeyi kestaneciyi mi? Kimdir şu sevdiğin insan? Anladık fakir, kimsesiz, bahtsız...ama kim? Kim olacak? Sensin. Kendi kendinsin. Evet, bu şehirde herkes dönüp dolaşıp kendisinde karar kılacak. Başkasını seven tek adam bulamazsın. olmasına da imkan yoktur. Hani bazı insanlar vardır, iyilik edersin. Bir edersin, iki edersin, üç edersin sonra edemeyecek hale gelirsin de elinden bir şey yapmak gelmez. O zaman bir de bakarsın ki, karşındaki sana düşman kesilmiştir. hepimiz öyleyiz işte. Bütün iyilikleri, bütün dostlukları, tulumba gibi emeriz. Sonra dostluklar, iyilikler de kuyular misali kurur. İşte o zaman başlar pandomina, kocaman dedikodu. Çekilecek bir köşemiz olacak. Yatağımız olacak. Yorganı gözlerimize çekeceğiz. Belki bir deniz kenarı, bir ağaç altı, bir rüzgar, bir sessiz kahve, bir bardak çay, bir simit, bir dilim kaşar peyniri, bir yarım kilo şarap bulursak dost olarak bu en iyisi. Ama insan?  Yok kardeşim, yok, insan bulamayacağız.”
Sayfa 118 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarķ·Kitabı okudu