Büyük bir kentin tiyatro harabesinde Momo adlı küçük bir kız çocuğu yaşar. Çevrede yaşayan insanlar Momo’nun varlığını zaman geçtikçe fark eder, Momo’nun yaşadığı harabeyi güzelleştirir ve ona her gün yiyecek bir şeyler getirirler. Zaman geçtikçe Momo’ya daha çok alışan insanlar gelip ona dertlerini anlatmaya başlar ve böylelikle sorunlarının çözüldüğünü, daha da rahatladıklarını fark ederler. Çünkü Momo’nun en büyük özelliği karşısındaki insanı sabırla, sorgusuz sualsiz sadece ve sadece dinlemektir.
Küçük bir kız çocuğu hayal edin. Bilinmeyen bir zamanda, hiç kimsenin bilmediği uzak diyarlardan gelmiş bir kız çocuğu. Ailesi, yeri yurdu yok. Dış görünüşü biraz garip, hatta temiz pak insanlara göre korkutucu. Ufak tefek, cılız yapısı nedeniyle de yaşı kimine göre sekiz, kimine göre on iki. Simsiyah, kocaman gözleri ve yine simsiyah kıvırcık saçları var. Ve öyle kimsesiz ki, adını bile kendisi koymuş. Momo!
Peki, etraftaki insanlar kimsesiz diye, pis diye dışlıyorlar mı onu? Hayır. Seviyorlar Momo'yu. Oradaki insanlar doyuruyor Momo'nun karnını. Terk edilmiş bir tiyatroda bir oyuğu ev yapıyorlar Momo için. Seviyorlar onu. Çünkü Momo gerçek bir insan. Ve her şeyden önemlisi eşsiz bir dinleyici. Dinlemekte ne var, herkes dinler diyebilirsiniz. Sanmıyorum. Momo, şimdiki zaman insanları için ne zor bir şeyi yapıyor oysa. Tüm kalbiyle dinliyor. Ona anlatılan dertler birer birer halloluyor, en utangacının bile onun yanında dili çözülüveriyor. Tüm çocuklar en güzel oyunlarını Momo'nun yanında oynuyor. Hiçbir şey yapmasa bile herkesi sakinleştiren, huzur veren, mutlu eden bir yanı var Momo'nun. Herkesi çok seviyor, herkesle iyi anlaşıyor fakat insan daima bazı insanları kendisine daha yakın hisseder. Momo için de öyleydi. İhtiyar çöpçü Beppo ve birçok işi bir arada yapan Gigi.