Anlat artık Rüstem! Bırak bu uzun martavalları asıl konuya gel. Anlatacaksan anlat, ağlayacaksan ağla, küfredeceksen küfret. Anlat lan!
....
Bunları ona hiç bir zaman söylemedim. İnsanın en iyi gizleme yolu, gizlemek istediği şeyin çok yakınında gezinmesi ve kalabalık cümleler kurmasıdır. Rüstem bunu yapmaya devam ediyor. İçinde bir yerde, çok derinde bir yerinde, kimsenin sapından tutup çıkaramayacağı bir yerde eski bir yerde eski paslanmış bir bıçak saplı duruyor. Kimsenin eli yetişmediği gibi kendisi de çıkaramıyor. Birileri denemeli bıçağı çıkarmayı. Bazen benim çıkarmamı isteyecek gibi oluyor fakat vazgeçiyor. Biri o bıçağı oradan çıkaracak olursa, belki de kan kaybından ölecek. Biri o bıçağı oradan çıkarırsa, hatıraları oradan fışkıracak ve değil bedeni, aklı, ruhu, Rüstem'in çocukluğu bile ölecek. Oysa biraz daha yaşamak istiyor. Sırrını ne kadar saklarsa o kadar hayatta kalabileceğini düşünüyor. Dahası sadece kendisi ölse iyi, oradaki perdeyi kaldırırsa annesi de ölecek gibi düşünüyor. Kendi ölümüne razı gelse annesine kıyamıyor. O kalın perde, üzerindeki tozlarla birlikte duruyor.