Küçücük hücreden İstanbul masalına dönüşen, dönüşürken de yürekleri sızlatan, acılara göğüs germenin ve bir karanlıktan başka bir karanlığa geçişin yolculuğu...
Doktor, Berber Kamo, Zine Sevda, Öğrenci Demirtay ve Küheylan Dayının bir hücrede kesişen yollarını ve yeraltında yerüstünde gecmislerinde cocukluklarinda yaşadıkları yada yasamadiklarini duydukları yada gördüklerini veya hayal ettiklerini onlardan dinliyoruz. Romanda belirtilen bir zaman olmamasına rağmen 80 darbesinden sonrasi olduğunu düşünüyorum.
Devrimci bir örgütün iskencelerle sorgulandığı, acının sınırının ötesinde yerin üç kat altında hayatlarınında hayallerinin de birbirine karıştığı hücreye konuk oluyoruz. Bu misafirlik size kaderle birlikte kederi, acıyı, özlemi, direnişi, siyasetten bahsetmese bile siyasi özgürlüğü, umudu, hayalperestligi ön plana getiriyor. Okurken acıyı iliklerinizde hissederken hikayelerle birlikte bir masal dünyası gibi bir yerde olduğunuzu hayal edeceksiniz.
Tövbe et, diyorlardı. Yeter miydi, sizin ruhunuz kurtuluyor muydu tövbe ettiğinizde?
Her insanın ayrı bir dili var, kimini çiçekle kimini kitapla anlarsınız.
İyiliğin toplumu kurtaracağını ve mutlu kılacağını iddia edenler, insanı tanımıyorlardı.
Acı bedeni, korku ise ruhu esir alır ve iĺnsanlar bedenlerini kurtarmak için ruhlarını satarlar.
İnsan, iç geçirirken verdiği bir soluktan ibarettir.
"İnsana kendisinden başka ada yok,"
Mutluluğun sınırı varken, mutsuzluk sınırsız olabilir miydi? Gülmenin sının varken, acı sınırsız kalabilir miydi?
"Cehennem, acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir. "