Dünyaya ait her bir ilgi, insanın eteğine farkına varılamayacak kadar ince ve gizli bir çengel atar. Evlatlar, arzular, mal mülk kaygısı,varlığa hükmetme iftirası, benlikler, yönetme ve emretme hakimiyeti... Bir uçtan diğer ucu koca bir dünya işte...O küçük küçük çengeller gitgide bizim yürüyüşümüzü, ilerlememizi, farkında olsak da olmasak da geciktirmeye başlar. Yolda yürürken eteklerimize takılan dikenlerdir onlar. Bir müddet sonra bir de bakmışız, dikenler bizi donatmış, adımlarımızı yavaşlatmış, bizden bir parçaya dönüşmüş, hatta bizi istila etmiş. Unutmamak lazımdır ki dünya bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri onlardan giderir. Dünyayı saran zaman,gitgide bedenleri yıpratır, dilekleri tazeler, ölümü yakınlaştırır,umulan uzaklaştırır. Zamanın cilvesidir ki her kim dünyaya dost olup onu elde etmeye çalışırsa zahmete düşer, kimde sırtını döner, onu gözden çıkarırsa huzura erer. Bizim dünyaya olan meylimiz işte şu sürrealist alayındaki hallerimiz gibidir. Yola çıkarken tedarikler, hazırlıklar ve bilcümle eşya ile hâla dünyaya ait idik, yolda onları yitire yitire onlarsız da olabileceğimizi öğrendik. Kabe'ye vardığımızda aslında aslında iki parça ihram bezinin dünya için kafi öldüğünü göreceğiz.Bakın işte, bunca savaş, çapul, cinayet, hırsızlık... Dünyalık uğruna ve dünya için...Oysa biz bu kervandan sonra bir kervana daha katılacağız.Istesek de istemesek de...O kervanda insanın devesinde taşıdığına değil kalbinde taşıdığına bakacaklar...Dünyadakiler yazık ki uykuda yol alan kervan ehline benziyorlar. Onlar uyusalar da kervan gitmeye devam eder. Bunun için Allah'ın bir meleği vardır, her gün bağırır; 'Doğun,ölüm için! Toplayın yok