berfin

berfin
@berfinsevgi
full time romance books reader
Puan vermedi·250 syf.··
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 17:03
Okurken boğazınıza düğüm atan ama bir türlü de okumaktan vazgeçemediğiniz bir kitaptır kendisi. Ne yalan söyleyeyim, ilk okuduğum vakitlerde biraz rahatsız etmişti beni. İçimden “bu kadarına da gerek var mı?” diye düşünüp durdum. Tabii fark ettim ki ben kitapta anlatılanların gerçek olmasından rahatsız oluyormuşum. Anladım ki bu rahatsızlık, metnin fazlalığından değil, gerçeğe fazla yaklaşmasından kaynaklanıyor. Şebnem İşigüzel, yazarken okuru korumayı seçmemiş. Hatta okuru, görmezden gelmeye alıştığımız şeylerle yüz yüze bırakmış. Dili de “gerçekler acıdır” ayarında sert. Hikaye 1876 yılında geçmesine rağmen bugünü aratmıyor. Başkarakterin yaşadıkları, yalnızca bireysel bir kader değil; aile, ahlak ve namus kavramları etrafında şekillenen bu düzenin bir sonucu. Aradan asırlar geçmiş olmasına rağmen kadına biçilen rol neredeyse hiç değişmemiş. Gözyaşı Konağı genç bir kadının, evlilik dışı hamileliği nedeniyle ailesinden gizlenerek Büyükada’ya gönderilmesiyle başlıyor. Yanına verilen Bedriye Kalfa ile birlikte adaya gelen genç kadın, burada kaderiyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Roman, ana karakterin anıları üzerinden ilerlerken sadece onun yaşadıklarını değil, ait olduğu ailenin ve dönemin zihniyetini de önümüze seriyor. Osmanlı’nın sancılı yılları, yanlış bir Batılılaşma anlayışı, para ve statü hırsı içinde savrulan bir baba figürü, kadınların hayatını belirleyen evlilikler ve suskunlukla şekillenen ilişkiler, hikayemizin arka planını oluşturuyor. Kısacası Gözyaşı Konağı, okurunu yormayı göze alan ama bunun karşılığında düşündüren bir roman. Herkese hitap etmeyebilir ancak anlattıklarıyla ve diliyle uzun süre akılda kalıyor. Geçmişte geçen bu hikaye bugüne dair çok tanıdık sorular sordurmasıyla değerli diye düşünüyorum. (Böyle düşünen bir tek ben değilim ki, kitap
Gözyaşı KonağıŞebnem İşigüzel · İletişim Yayıncılık · 2016561 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·293 syf.··
2025 11. kitabı
Hamnet romanı, Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümü üzerine kurulmuş, kurgusal ama derin duygular barındıran bir hikâye. Shakespeare’in adının neredeyse hiç geçmediği kitap, onun değil, ailesinin hikâyesini anlatıyor bize. Özellikle de eşi Agnes’in. Tarihsel olarak bildiğimiz tek şey, Hamnet’in 11 yaşında vebadan öldüğü. Yazar, bu boşluğu dolduruyor ve Hamnet’in kaybının aile üzerindeki etkisini, özellikle de bir annenin yasını gözler önüne seriyor. Yazarın dili gerçekten çok şiirsel ve dokunaklı. Betimlemeler oldukça yoğun, bazen fazla uzun gelebiliyor ama atmosferi inanılmaz güçlü kuruyor. Zaman zaman geçmişe giderek karakterlerin geçmişlerini anlatıyor, sonra günümüze dönüyor ve bu tarz anlatım romana büyülü bir hava katıyor. 16. yüzyıl İngiltere’sini iliklerine kadar hissettiren, incelikle işlenmiş bir dil var. Ama kabul etmek lazım, temposu biraz yavaş. O yüzden akıcı, hızlı ilerleyen bir hikâye bekleyenler için yer yer sabır gerektirebilir. Ve Agnes… Kitabın kalbi, ruhu, her şeyi. Tarihte Anne Hathaway olarak bildiğimiz Shakespeare’in eşi, bu romanda bambaşka biri olarak karşımıza çıkıyor. Sezgileri kuvvetli, doğaya yakın, hatta mistik bir tarafı olan, kendi kurallarına göre yaşayan bir kadın. Onun Hamnet ile ilişkisi, oğlunun kaybını kabullenme süreci o kadar gerçekçi ve derin ki, kitabın en vurucu noktası diyebilirim. Agnes’in acısını hissetmemek mümkün değil. Shakespeare’i belki de en büyük eserlerinden birini yazmaya iten şeyin bu kayıp olduğunu biliyoruz ama O’Farrell bunu Agnes’in gözünden anlatarak çok güçlü bir hikâye ortaya koyuyor. Genel olarak çok etkileyici bir roman ama bence Maggie O’Farrell’in dilini herkesin seveceğini sanmıyorum. Bence en büyük artısı, atmosferi ve karakter derinliği; en büyük eksisi ise temposunun zaman zaman düşmesi. Benim
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,3bin okunma
Puan vermedi·198 syf.··
2025 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2025 19:53
Hani 2024 yılının kelimesi “kalabalık yalnızlık” seçilmişti ya, işte tam da o kavramı yaşıyoruz Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabında. Kalabalıklar içinde yapayalnız kalan bir ergenin, bireysel varoluşunu anlamlandırmaya çalışmasını okuyoruz. Kitabın dili de, sanki Holden’ın kafasına daha kolay ulaşabilelim ve onunla bağ kurabilelim diye, tamamen bir ergen dilinde yazılmış. Sık sık “Bittim buna, acayip iyi, anlarsınız hani, falan filan, lanet” gibi ifadelerle karşılaşıyoruz. Genelde bu tür bir dil okuyucuyu iter ama bana göre bu, karakteri daha gerçek ve samimi kılıyor. Onun dünyasını daha kolay anlamama yardımcı oldu. Okuması acayip keyifliydi, bittim buna. Holden, henüz 17 yaşında, beşinci yatılı okulundan kovulan, biraz serseri, hayata karşı umutsuz, endişeli, öfkeli ve azgın bir genç. Söylediğine göre, saçındaki beyazlar yüzünden olduğundan büyük gösteriyor. Çokça sigara içiyor, sık sık alkol alıyor ve hayattaki yerini bulmaya çalışıyor. Ama o kadar umutsuz ki… Küçük kardeşi Allie’nin ölümü, onun için hâlâ iyileşmeyen bir yara. Belki de bu yüzden masumiyetin, saflığın yok oluşuna tahammül edemiyor. Bu kayıp, onun dünyaya olan güvenini sarsmış ve içinde, sürekli olarak masum olanı koruma isteği uyandırmış. Kitabın başlığındaki “çavdar tarlası” metaforu da buradan geliyor aslında. Holden, çocukları çavdar tarlasında oynarken düşmekten korumak istiyor. Onun ideali, saflığın bozulmadığı bir dünya. Ama işte, dünya onun istediği gibi bir yer değil. İnsanlar sahte, her şey çıkar ilişkisine dayanıyor, sevgi bile yüzeysel. Holden, bu kalabalığın içinde kime güveneceğini bilemiyor. Bir yandan insanlara bağlanmaya, onlarla iletişim kurmaya çalışıyor, ama diğer yandan herkese karşı bir tür nefret ve mesafe hissediyor. Özellikle yetişkinlerin dünyasını anlamakta zorlanıyor ve
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,1bin okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2024 15. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 05 Kasım 2024 01:53
Sally Rooney’nin Güzel Dünya, Neredesin (Orijinal adıyla Beautiful World, Where Are You) adlı kitabı, yazarın önceki eserlerine benzer şekilde ilişkiler, kimlik ve çağdaş dünyanın karmaşası üzerine derinlemesine bir inceleme sunuyor. Ancak bu kez, daha geniş bir sosyal ve politik bağlamda karakterlerinin hayatlarını sorgularken, aynı zamanda arkadaşlık, aşk ve bireysel anlam arayışını da irdeliyor. Kitap, iki ana karakterin -Alice ve Eileen- içsel dünyalarını ve etrafındaki insanlarla kurdukları ilişkileri konu alıyor. Alice, bir yazar ve Eileen ise bir dergide editörlük yapıyor. İkisi de yirmili yaşlarının sonlarında ve hayatla henüz anlaşamıyorlar. İki kadının hayatları, karşılaştıkları erkeklerle, geçmişteki ilişkileriyle ve toplumun kendilerine dayattığı normlarla şekillenirken, Rooney’nin karakterleri arasındaki diyaloglar, özellikle içsel çatışmalar ve düşünsel yoğunluk açısından oldukça güçlü bir hikaye sunuyor. Yazarın dilinin sade ama etkili olması, kitap boyunca karakterlerin duygusal halleriyle güçlü bir bağ kurmayı sağlıyor. Mizahı da oldukça güçlü bir yazar bana göre. Bir diğer güçlü yönü, toplumsal ve politik meseleleri romanın içine yedirmesi, ancak bu meseleleri karakterlerin kişisel deneyimleri ve ilişkileri üzerinden aktarması. Bu da Güzel Dünya, Neredesin’i sadece bireysel bir hikaye olmaktan çıkarıp, toplumsal bir sorgulama haline getiriyor. Kitabın sonunda bahsi geçen “Güzel Dünya”yı bulamıyoruz. Ama benim anladığım şu ki, elimizde bir dünya var zaten. Elimizdekini güzelleştirmek varken neden başka bir tane arıyoruz. Bu dünyaya gelmeyi biz seçmediğimiz için mi? Yoksa bu kapitalist sistemin bize elimizdekiyle yetinmeyi öğretmemiş olması mı?
Güzel Dünya Neredesin?Sally Rooney · Can Yayınları · 20222,623 okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2024 14. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2024 08:34
“Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir.” -Nietzsche Martin Eden, Jack London’ın bireyselcilik ve toplumsal eleştiriyi harmanladığı ve çok etkileyici bir biçimde yazmış olduğu bir roman. Başkarakter Martin Eden, yoksul bir denizci iken bir gün, aşkı için edebiyat dünyasında yer edinme çabasına girişir. Ancak bu süreç, sadece bir başarı hikayesinin ötesine geçer; Martin’in içsel çatışmaları ve toplumsal normlarla olan mücadelesi, eser boyunca kendisine ve biz okurlara derin bir sorgulama yaratır. Martin, yazarlık hayali peşinde koşarken, bir yandan toplumsal kabul arayışındadır. Başarıya ulaşma isteği, onu toplumun gözünde değerli hale getirecektir. Ancak, bu süreçte gerçek öz değerini ve kimliğini bulmakta zorlanır. Martin’in hedefleri büyüdükçe, burjuva ile olan ilişkileri ve karşılaştığı engeller onu daha da yabancılaştırır. Elde etmek istediği her şey, onun içsel tatminini sağlamaktan uzaklaşır. Başarılı olmak için çabalarken, ulaştığı hedeflerin gerçekten ne kadar değerli olduğunu sorgulamaya başlar. Romanın sonunda, toplumsal başarı ve kişisel mutluluk arasındaki bu derin çelişki, Martin’in trajik sonuyla birleşir. “Martin Eden”, bireyin hayalleri, toplumsal beklentileri ve öz kimliği arasındaki çatışmayı ustaca işlerken, okuyucuya derin bir düşünsel yolculuk sunar. Martin’in hikayesi, sadece bir bireyin yükselişi değil, aynı zamanda insanın varoluşsal sorgulamalarını da ortaya koyuyor. “Bağdat’ı almaya çalışmak, Bağdat’ın kendinden daha mı güzeldi ne?” (IV. Murat)
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma