Dünyaya ait her bir ilgi, insanın eteğine farkına varılamayacak kadar ince ve gizli bir çengel atar. Evlatlar, arzular, mal mülk kaygısı, varlığa hükmetme ihtirası, benlikler, yönetme ve emretme hâkimiyeti… Bir uçtan diğer ucu koca bir dünya işte… o küçük küçük çengeller gitgide bizim yürüyüşümüzü, ilerlememizi, farkında olsak da olmasak da geciktirmeye başlar. Yolda yürürken eteklerimize takılan dikenlerdir onlar. Bir müddet sonra bir de bakmışız, dikenler bizi donatmış, adımlarımızı yavaşlatmış, bizden bir parçaya dönüşmüş, hatta bizi istila etmiş. Unutmamak lazımdır ki dünya bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri onlardan giderir. Dünyayı saran zaman, gitgide bedenleri yıpratır, dilekleri tazeler, ölümleri yakınlaştırır; umulanı uzaklaştırır. Zamanın cilvesidir ki her kim dünyaya dost olup onu elde etmeye çalışırsa zahmete düşer, kim de sırtını döner, onu gözden çıkarırsa huzura erer.