Nedenini bilmesem de,her işte tereddütlüyüm.Zihnimde yarattığım, kendime özgü ideal düz çizgiyi bulmak için, kim bilir kaç kez aramışımdır iki nokta arasındaki en uzun yolu.Etkin bir canlı olmayı beceremedim hiç.İnsanların hiç ıskalamadıklarını ben ıskaladım;ötekilerin olanca doğallığıyla yaptıklarını,ömür boyu bilinçli bir şekilde yapmaya uğraştım. Başkalarının neredeyse istemeden elde ettiklerine erişmeyi diledim hep.Hayatla benim aramda,baştan beri mat camlar oldu: Ne gözümle,ne elimle algıladım onları;ve ne hayatımı yaşadım ne tasarladıklarımı, olmak istediğim kişinin düşüydüm sadece; düş bizzat irademle başlamıştı,tasarılarım asla olmadığım o insanın en büyük hayalleriydi.
Aslında bütün bunların stoacılıkla hiçbir ilgisi yok.Istırabımın asaleti sadece lafta. Hasta bir hizmetçi gibi sızlanıyorum.Ev kadınları gibi öfke saçıyorum.Hayatım baştan sona yararsız,tepeden tırnağa hüzne boğulmuş.
Hayatımın akışını tarif eden talihsiz kazalar, galiba yalnızca,olayları bana zarar verecek hale sokmayı görev edinmiş,bilinçli bir düzeneğin varlığıyla açıklanabilir.
Evet,eskiden buralıydım gerçekten de; bugün en yeni görünen manzaraların karşısında bile,sürgüne gidip de geri dönmüş gibi hissediyorum kendimi,hem hancıymışım hem de ebedi göçebe, gördüğüm,duyduğum her şeyin yabancısıymışım,kendimden yaşlanmışım.