Bu haftanın Yazar Portresi konuğu: Ahmet Hamdi Tanpınar ✍️ Cumhuriyet döneminin en derin düşünürü, zaman felsefecisi, ölümünden sonra keşfedilen yazar... Neden hâlâ bu kadar çok konuşuluyoruz onu? Çünkü yazdıkları 1940'larda değil, bugün yazılmış gibi hissettiriyor. 1901'de İstanbul'da doğdu. Babası kadıydı, çocukluğu Anadolu'nun farklı şehirlerinde geçti: Ergani, Sinop, Kerkük, Antalya... 14 yaşında annesini kaybetti. Bu kayıp şiirlerine derin bir hüzün olarak yansıdı. 1919'da Yahya Kemal Beyatlı ile tanıştı: "O bana şiiri, tarihi ve milleti öğretti." 1939'da tartışmalı atama: Doktorası yoktu ama İstanbul Üniversitesi'nde profesör oldu. Hakkını verdi: "XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi" başyapıt oldu. Zaman felsefesi: "Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında..." Bergson'dan etkilendi. Ona göre zaman "yekpare geniş bir an"dı. Başyapıtları: Huzur (1949) Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961) Beş Şehir (1946) 1962'de 60 yaşında kalp krizinden öldü. Yahya Kemal'in yanına defnedildi. Ölümünden sonra keşfedildi. Hayattayken yeterli ilgi görmedi. 1970'lerden sonra Tanpınar'a ilgi patladı. Bugün Türk edebiyatının vazgeçilmez ismi. → Tam biyografisi edebiakis.com websitesinde. 💾 Kaydet, oku, düşün. Sen Tanpınar okuyor musun? Huzur mu, Saatleri Ayarlama mı? Yorumlara yaz 👇 #edebiakış #AhmetHamdiTanpınar #Huzur #SaatleriAyarlamaEnstitüsü #YazarPortresi
Kimi filozofların adı çok sık anılır, gelgelelim yapıtları ve etkileri ortada yoktur. Kimisinin de adı sanı bilinmez ama felsefenin ve hayatın her alanında yanı başımızdadır. Çağdaş Fransız felsefesinin gölgede kalan düşünürü Ponty görsel sanatları, nörolojiyi, psikanalizi, Gestalt psikolojiyi, edebiyatı, gösteri sanatlarını, sinemayı, doğa bilimlerini, toplum bilimlerini, hatta futbolu derinden etkileyen çalışmalar yaptı. Kökleri Montaigne, Pascal, Descar-çtes; dalları, meyveleri Sartre, Heidegger, Bergson, Freud ile uzadı. Savaşların, çatışmaların, kavgaların kan gölüne çevirdiği dünyaya seslenişi vardı hep Ponty'nin. Eve geldiğinde kendisine âdeta yapışıp duran ve birlikte oyun oynamak isteyen çocuğuna, oyalanması için parçalara ayırdığı dünya haritasını uzatıp "Bunu düzelt!" diyen Ponty'nin elinden parçaları alan çocuk hemen geri geldi. Şaşkın Ponty sordu: "Nasıl yaptın?" Çocuk: "Paramparça haritanın arkasında insan resmi olduğunu gördüm. İnsanı düzeltince dünya da düzeldi." yanıtı verdi. İnsanın zihni temizlenmeden, düzeltilmeden dünya temizlenebilir, düzeltilebilir mi? Dünyayı bu hâle getiren insan zihni değil mi? Dünyayı düzeltmenin yolunun aydınlanmadan yani insanı düzeltmeden geçtiğini o gün anladı Ponty. İşte bu olayın üzerine dünyaya sesleniş başladı Ponty'de.
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Ne kadar ileriye gidebileceğimizi bilmenin tek bir yöntemi var: yola çıkmak ve yürümeye başlamak." Henrı Bergson
Alıntı
Gençlik yıllarında zaman daha yavaş, yaş ilerledikçe daha hızlı akıyormuş gibi hissediliyor. Bu, insanın yaşayış deneyimlerine bağlıdır. Aynı zamanda bu algı bize, Bergson’un “süre” kavramını hatırlatır: Zamanın ölçülebilir değil, yaşanabilir bir gerçeklik olduğu.
Lineer zaman anlayışında — yani Batı'nın modern, ilerlemeci zaman anlayışında — geçmişe özlem duymak, geçmişi arzu etmek bir akıl sağlığı sorunu olarak görülür. Çünkü o anlayışa göre zaman ilerler, geçmiş kapanır ve sağlıklı insan ileriye bakar. Geçmişe takılıp kalmak ilerlemenin önünde bir engel, bir hastalıktır. Nitekim "nostalji" kelimesi tıp tarihinde gerçekten bir hastalık adı olarak kullanılmıştır — 17. ve 18. yüzyılda yurdundan uzak askerlerde görülen, eve dönme özleminden kaynaklanan ciddi bir ruhsal çöküş hali için. Yani lineer anlayış der ki: geçmişi özlemek seni hasta eder, bırak gitsin. Bergson'da ve Tanpınar'da ise geçmişe özlem farklı görülür. Geçmiş zaten kapanmamıştır — bilinçte hâlâ yaşamaktadır. O geçmişi hissetmek, onu özlemek demek, aslında o katmanın sesini duymak demektir. Bu bir hastalık değil, bilincin derinliğine inmektir. Geçmişin acısını, güzelliğini, ağırlığını hissetmek sizi o deneyim hakkında bir şeyler öğretir — hem kendiniz hem de yaşadığınız tarih hakkında. Tanpınar için de Osmanlı'ya duyulan özlem bir hastalık değildir. O özlem size şunu söyler: o dünyadan ne taşıdığınızı, neyi yitirdiğinizi, nerede durduğunuzu. Bu bir bilgidir. Kısacası: Lineer anlayış → Geçmişi özlüyorsan bir yerin bozuk. Bergson ve Tanpınar → Geçmişi özlüyorsan, o özlem sana bir şey anlatıyordur — dinle.
Bergson'un Zaman Anlayışı Henri Bergson (1859-1941) zamanı iki ayrı kavramla ele alır ve bu ikisini birbirine karıştırmamamız gerektiğini söyler. Birincisi: uzaysal zaman, yani saatin zamanı. Saat 3'ten 4'e geçilir; bu an biter, öteki başlar. Anlar birbirinin yerine geçer, önceki silinir. Bu zaman bölünebilir, ölçülebilir, dışarıdan gözlemlenebilir. Bilim bu zamanı kullanır. İkincisi: durée — saf süre, iç zaman. Bilinç zamanı. Burada anlar birbirinin içine geçer, katmanlanır, üst üste akar. Geçmiş geçmip gitmez; şimdinin içinde taşınır. Melodiyi hatırlarsanız: ilk nota çaldığında ikinci nota onu silmez — ikinci nota ilkiyle birlikte çınlar. Üçüncü geldiğinde üçü birden çınlamaktadır. Melodi budur: notaların değil, bu katmanlanmanın sesidir. Bilinç böyle çalışır. Bergson'a göre bellek de bu mantıkla işler. Geçmiş "geçip gitmez" — depolanır ve her an şimdiyle birlikte varolmaya devam eder. Her yeni algı bu birikmiş geçmişin filtresiyle yaşanır. Bir çocukluğu, bir aşkı, bir acıyı taşırsınız; o an kapandığında bile siz onu taşımaya devam edersiniz. Bilinç, bu taşımanın adıdır. Tanpınar'da Bergson Nasıl Akar? Tanpınar Bergson'u doğrudan okumuş ve onu Osmanlı-Türk deneyimine uyarlamıştır. Bu uyarlama hem estetik hem de siyasi bir hamledir. Birincisi: Tanpınar için Osmanlı geçmişi geçip gitmemiştir. Saat zamanıyla bakıldığında imparatorluk çökmüş, dil değişmiş, kıyafetler değişmiş, alfabe değişmiştir. Ama bilinç zamanıyla bakıldığında o geçmiş hâlâ çınlamaktadır — melodinin ilk notası gibi. Abdullah Efendi'nin içinde de üç yıl önce yaşanan çatı gecesi bu geceyle birlikte çınlamaktadır. O gece kapanmamıştır; şimdinin içinde taşınmaktadır. İkincisi: Abdullah Efendi'nin Rüyaları öyküsünde zaman Bergsoncu biçimde yapılanmıştır. Gece boyunca her sahne yeni bir sahne değil, var