"Karar..."
Elinden aldım bu kağıdı. Okuduğu benim cezamın infaz kararıydı. Dadısı önemsememişti. Halbuki bana daha pahalıya mal oluyordu.
Hissettiklerimi anlatmak için sözcük bulamıyordum. Hareketlerimin şiddetli olması onu korkutmuştu; neredeyse ağlayacaktı. Birden:
"Kağıdımı geri verin, lütfen! O benim oyuncağım."
Tanrım! Hapishane, ne kadar utanç verici bir şey! Her şeyi kirleten bir zehir var orada. Her şey soluyor, hatta şu on beş yaşındaki kızın şarkısı bile! Orada bir kuş buluyorsunuz, kanadında çamur var; güzel bir çiçek alıyorsunuz elinize, kokluyorsunuz onu: Pis kokuyor.
Köftecinin arabasının üstündeki kargacık burgacık yazıyı da okumaya çalışıyordu. Yazıyı çözünc
e bir sevindi, bir sevindi, içine gelmiş, bir okka acı gibi oturmuş şu öldü ölecek kuşları, başı belada çocukları da bir an için unuttu. Heceleyerek bir tamam okuduğu yazı şöyleydi: Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini buradan götürür... Herkes ateşini buradan... Buradan... dedi kendi kendine.