gelmiş geçmiş dönemlerde imal edilen tüm zırhların en dayanıklısı, en sağlamı olan ve sonsuza kadar öyle kalacağına inanılan ölümün iskeleti bile günün birinde hiç beklenmedik bir şekilde korkunç bir şekilde sarsılabilir, yumuşak bir viyolonsel sesi, duygulu bir piyano trili ya da sandalyenin üzerinde duran açık bir nota defteri insanın zihninden uzak tutmaya çalıştığı hislerini aklına getirebilir, ona hiç yaşamadıklarını ve ne yaparsa yapsın hiç yaşayamayacaklarını düşündürebilir.
...yaptığım bir hatayı da kabullenmek ve vurgulamak isterim, bu hata ölüm konusunda sürdüregeldiğim usulle ilgilidir, şimdiye kadarki acımasız ve haksız uygulamalarımdan, insanlara haber vermeden canlarını almış olmaktan dolayı rahatsızım, kişileri kalleşçe, uyarmadan, vakit tamam demeden öldürüyordum, bu tutumumun uygunsuz ve hoyratça olduğunu kabul ediyorum, bir vasiyet yazacak zamanı bile çoğu zaman insanlardan esirgemişimdir, ölüme doğru giden yolu onlara gösterecek bir hastalığı başlarına musallat ettiğim çok olmuştur ama insanların hastalıklara bakışı bambaşkadır, hep onlardan kurtulacaklarını düşünürler, ancak son anları geldiğinde ölümün geldiğinin farkına varırlar, her neyse, bundan sonra herkes ölüm konusunda eşit şekilde uyarılacak ve tüm insanlara yaşayacakları son bir haftada işlerini yoluna koyma fırsatı verilecektir.
Issızlıkta, karanlığında tutsaklığın
Sessizce uzayıp gidiyordu günlerim
Tanrısız, esinsiz, gözyaşsız,
Yaşamsız ve sevgisizdim.
Ve bir an geldi, uyandı ruhum:
Ve işte sen yeniden belirdin,
Bir hayal gibi, uçup giden,
Dehası gibi saf güzelliğin.
Ve yürek çarpıyor bir esrimeyle,
Ve yeniden canlanıyorlar onda
Tanrısallık da, esin de,
Yaşam da, gözyaşı da, aşk da.
Dikim çavê te ramûsim, keçikê, tu înkar dikî,
Bi hezkirin ber bi te têm, berê xwe li min xwar dikî:
Lê bizanibe, kafira min, wextê wê bê, tu yê bi dil
Hildî xweliya mezelê min, di ser çavên xwe wer bikî.