İnceleme yazıma 2 alıntı yaparak başlamak istiyorum.
" Aklı başında biri gelip kara haberi vermedikçe, bir deli, deli olduğunu kendiliğinden anlar mı ? Peki ben, hep mi deliymişim, sonradan mı delirdim ya da sahiden deli miyim? Öyleysem, aklımı ne zaman, nasıl kaçırdım; değilsem burada ne işim var ? "
" Bir delinin deliliğini nesine ya da neresine bakıp anlıyor bu doktorlar? Üzgün olduğu için evinde kendi kendine ağlayan biri normal sayılırken, çok üzgün olduğu için metroda ayaklarını yere vura vura ağlayan biri anormal mi sayılır mesela? "
Akıl hastanesine "ev", hemşirelere "abla", hastalara "misafir", başhekime "baba" denilen bir akıl hastanesinde, neden orada olduğunu hatırlayamayan Esin karakterinin ev içinde yaşadıklarını ve onunla kendi arasında bağ oluşan Rikkat karakterinin ev dışındaki yaşadıklarını okuyoruz.
Açıkçası sonu güzel bitti ama beklediğim gibi değildi. Karakterlerin ruh halleri çok güzel işlenmiş. Esin ve Rikkat arasındaki bağı beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Kitabı okurken yorulmuyorsunuz, sıkılmıyorsunuz ve sanki bir aksiyon filmi izlermiş gibi o an ki sahneyi heyecan içerisinde izlerken, bir sonraki sahneyi merak içinde bekliyorsunuz. Ancak ufak bir eleştiri yapmam gerekirse, bazı konular hakkında uzun uzadıya konuşulurken bazı konular yüzeysel kalmış. Ama kitabın akışını değiştirecek bir eksiklik bulunmuyor. Dediğim gibi ben farklı bir son bekliyordum. Mesela özel koğuşlar hakkında daha fazla bilgi verildiği ya da bilgi arandığı bir akış olabilirdi. Ancak o zaman kitap bir aksiyon kitabına dönüşebilir, kitabı sığlaştırabilir ve şuan hissettirdiklerini yaşatmayabilirdi.
Velhasıl, yazarın ilk defa bir kitabını okudum ve hem yazarın kalemini hem de kitabı beğendim.