İnsan çoğu zaman kendi dışına atıldıktan sonra yeni bir çekim merkezi bulabilmek için yürür.
Kat edilen yol cesaretsizlik ve yorgunluk doğuran bir labirenttir ama bu labirentin tamamiyle içsel bir çıkışı vardır ki orada insan bu deneyimi kendi lehine çeviren anlamlar ve mutluluklar bulur.
Yavaş yavaş dünyayla uzlaşmayı sağlayan acı yürüyüşleri olarak nitelenebilecek sayısız yürüyüş vardır. Sıkıntı ve bunalım içindeki yürüyüşçünün şansı yaşamıyla bütünleşmesini sürdürmek, nesnelerle fiziksel ilişkisini korumaktır. Yürüyüşçü yorgunluğuyla sarhoş olarak, sözgelimi şuraya gitmek yerine bura ya gitmek gibi küçük ama etkili şeyleri kendine amaç edinerek dünyayla ilişkisini denetler. Yönünden sapmıştır hiç kuşkusuz ama kendisi farkında olmasa da bir çözümün peşindedir. Böylece yürüyüş bir inisyasyon olur, mutsuzluğu şansa dönüştürür, yolların simyası ebedi insanı değiştirme, onu yeniden yaşam yoluna koyma amacını doldurur.