Philip Roth

Philip Roth

Yazar
7.6/10
222 Kişi
·
513
Okunma
·
26
Beğeni
·
3379
Gösterim
Adı:
Philip Roth
Tam adı:
Philip Milton Roth
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Newark, New Jersey, ABD, 19 Mart 1933
19 Mart 1933'te New Jersey'in Newark kentinde doğdu. Bucknell Üniversitesi'ni bitirdikten sonra Chicago Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrenimi gördü. Ardından Chicago'da İngiliz edebiyatı, Iowa ve Princeton üniversitelerinde yaratıcı yazarlık dersleri verdi. 1959'da, altı öyküsünü bir araya getirdiği ilk kitabı Goodbye Columbus yayımlandı (Kucak Dolusu, Çev.: Ülkü Tamer, Sander Yayınları, 1971). ABD'li Yahudilerin yaşamını son derece kişisel, keskin ve ironik bir dille tasvir ettiği bu kitapla Roth, 1960'ta Ulusal Kitap Ödülü'nü aldı. Ardından iki roman yazdı: 1962 tarihli Letting Go (Libby, Çev.: Seçkin Selvi, Sander Yayınları, 1973) ve 1967'de yayıımlanan When She Was Good. Şöhret ise 1969'da, ABD'nin nezih edebiyat çevrelerini karıştıran Portnoy's Complaint (Portnoy'un Feryadı, Çev.: Özden Arıkan, Ayrıntı Yayınları, 1999) ile geldi. Bilinç akışı tekniğinde eşsiz bir monolog olarak nitelenen bu eser, çağdaş, Amerikan edebiyatının en komik, en unutulmaz karakterlerinden birini yaratıyordu. 1972'de Ernest Lehman tarafından aynı adla sinemaya uyarlayan Portnoy'dan sonraki kitaplarında Roth, hep değişik anlatım teknikleri denedi, her seferinde değişik konulara el attı, ama ana temalarından ya da "takıntıları"ndan hiç uzaklaşmadı: Yahudi olmak, erkek olmak, bir ananın oğlu olmak, aydın olmak; ve bütün bunlardan doğan her türlü marazilikle uğraşmaya devam etti.
"Dünyayı zekâyla fethedin, der Russell, dünya üzerinde yaşamanın bir sonucu olan korkulara köle olarak değil."
Philip Roth
Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları, 3. Baskı, Çeviri: Şeyda Öztürk
"Duyguları bir insanın yaşamının en büyük sorunu olabilir. Duyguların seni kandırabilir."
Philip Roth
Sayfa 108 - Yapı Kredi Yayınları, 3. Baskı, Çeviri: Şeyda Öztürk
“Buldum. Buldum. Son soru. Sen hâlâ bir nebze olsun, kalbinin herhangi bir köşesinde, evliliğin bir aşk ilişkisi olduğu yanılsamasını taşıyor musun?.."
"Hiçbir şey sonsuza kadar devam etmez; ama hiçbir şey geçmez de. Zaten hiçbir şey sonsuza kadar devam etmediği için hiçbir şey geçmez."
Philip Roth
Sayfa 60 - Ayrıntı yayınları, Basım 2011
107 syf.
Ölüme koşmaktır çünkü. Her gün bir öncekinden daha ürkek adımlarla,gitmeye hazırlanmaktır.
Dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkar gibi..

Bir bilet belki ; tek kullanımlık. Küf yeşili, siyah, kızıl, mavi, beyaz..
Geride bıraktıklarım gibi..
Kalanlarım gibi..

Yüzleşmediğim tek saniye bırakmadan, koca bir ömrün dökümünü gözbebeklerime serip, iyi ya da kötü, mutlu ya da mutsuz, her anını hatırlamak gibi..

Ve ölüm..
Benim hissetmeyi bıraktığım yerde, son bulup tamamlandığım yerde, ben olduğum ya da yok olduğum yerde..
Dondurucu bir soğuğun iliklerime işlediği yerde..
Beni sevenlerin gözyaşlarında..
"Gözyaşlarından nefret ediyorum!.."

Heybeme attım sanmıştım..
Yalnızlıklarımı
Yarımlıklarımı
Çocukluğumu
Annemin gözlerini
Ilk aşkımı
Ilk yaramı
Çırpınmamı
Direnmemi
Düşmemi
Tekrar kalkmalı
Inanmamı
Terk ettiklerimi
Beni bırakıp gidenleri
Bende kalanları
Beni benden alanları
Acılarımı
Kesilen saçlarımı
Sızlayan göğüs kafesimi
Kateterimi
Soğuk hastane odalarını
Dinlediğim şarkıları
Yazdığım şiirleri
Okuduğum kitapları
Başladığım şeyleri
Ve bitirdiklerimi
Ve yarıda bıraktıklarımı
Kaybettiklerimi
Dokunduğum buz gibi, cansız, minicik elleri
Içime doğru çoğalan çığlıkları
Arkadaşlıkları
Dostlukları
Lanet okuduklarımı
Özlediklerimi
Pişmanlıklarımı..
Serin bir bahar rüzgarı alnıma çarparken içtiğim kahvenin tadını

Adını..

Attım sanmıştım heybeme.
Yanılmışım.
Ben boş, ben hissiz, ben suskun, ben hiç..acı çekmiyorum artık.

Sokaktaki Adam..
Özelinde o,genelinde hepimiz. Cenaze töreniyle başlayan hikâyede ; çocukluğundan hastanede kaldığı döneme, geçirdiği sayısız ameliyatlara, aşkına, sevgisine, sanatına, hayaline, hayalinin peşinden gidemeyişine, pişmanlıklarına şahit oluyoruz.

Anılarla tek tek yüzleşmek zor ve oldukça yorucu aslında. Yazarın bazı yerlerdeki ani yükselişlerini çok sevdim. Kitabı çıtanın üstüne çeken kısımlar onlardı bence.

Amerikan edebiyatının büyük ustası, 2001 yılında Prag'da ılk defa verilen Kafka ödülü de dahil pek çok ödülün sahibi Philip Roth 'un okuduğum ilk kitabı. Fazlasıyla etkileyici. Ben dilinde yazılmış, yükseldiği yerde büyüleyen, sakinlestiği yerde mest eden akıcı ve güçlü bir anlatıma sahip.

Karamsar, solgun, hasta, acı çeken bir hava dolaşıyor kitabın sayfalarında.
Tıpkı gerçekler gibi..



Keyifli okumalar..:)
144 syf.
peter pan ve gölgesi
Her gün birkaç sayfasını yaşadığım eserlerden biri. Üzerine düşündüğümde yanlış tarafta durduğumuz fark ettim. Öfke, dur duraksız bir öfkeyi ele alan bir hikaye değil. Yeryüzünün bütün hikayelerine tanık olan zamanın binde birlik hissesine denk gelinen an. Kurgu baskıcı bir babanın hışmından başka bir şehre taşınan genç bir öğrenci üzerinden ilerler. İlk sayfalarda gencin çoktan ölmüş olduğunu hikayenin onun gözleri önünden geçen yaşam şeridinden bir kesit olduğunu öğreniyoruz. Tatlı bir anı olarak, annem de ben uyuduktan sonra okumuş ve belleğime ölümsüz bir şekilde kazınan jest ve mimikleriyle kısa bir değerlendirme sundu bana. :) yukarıda bahsettiğim gibi gencin buhran krizlerini değil de toplumun öfke kıskacının boyutlarını, bu yenilmez araçla ne işler başardığını anlatır. Her şey Marcus'un şapele gitmeyi reddetmesiyle başlar ve seçimlerinin diğerlerini aşan bir çizgide olmasıyla. Kız arkadaşının psikolojik sorunlarından tutun da sürekli oda değiştirmesi, kendi topluluğundan olmayan insanlarla arkadaşlık kurmak istememesi. Size hikayeyi tamamiyle anlatacak değilim üstelik benim anlattıklarıma bakıp "arkadaş bunların hiçbiri yok kitapta sen nerden uydurdun?" diyebilirsiniz. Okulda hikaye inceleme dersi sonrası arkasından 'hocanın aklından gecen yazarın aklına bile gelmemiştir eminim" dediğimiz çok olurdu :) demek istediğim benimki izlenim sadece. Berger'in şu söylemiyle bir nebze açıklık getirebilirim belki: "Bir resmi kendisi kılan, nesneleri nasıl bir arada tuttuğu , ya da tutamadığıdır. Okullar bunun "kompozisyon" dedikleri şeyle ilgili olduğunu söylerler.
Onların verdiği akademik anlamda, kompozisyon ölüm katılığından başka bir şey değildir! Hayır, her şeyi bir arada tutan boşluktur - her farklı örnekte kendine özgü bir tarzda." Ben de kendi boşluğumu işe koşarak bu incelemeyi yazmaya cesaret ediyorum. Konuya dönecek olursak eserin isminin babanın öfkesinden geldiğini düşünenler olmuş. Bu fikir çekici gelmedi. İddia ettigim gibi muhafazakar çıglıgın celallenişinin sır verir gibi kulağınıza fısıldanmasi. Seni gidi toplum duşmani anlat bakalim dediğinizi duyar gibiyim:) Kiracı filmindeki karakteri anımsatıyor Marcus ve dolayısıyla Peter Pan. Her gece masallar ülkesine kaçan bu biçare pek eğlenceli bir hayat sahibi gibi görünse de sabunla yapiştirdigi gölgesi ve lütufkar perilerin tozları olmasa bir hiçtir. İste o zorla tutturulan gölgeler yani sosyal rollerimiz olmasa bizde un ufak edilmiş olmaz miyiz? Gölgemiz bir yasam sunar belki ama ayni zamanda da binlercesini çalar. Gölgeyle mutluyuz distopyalara meydan okuruz ancak sadece karanlıkta. Biri ışıkları açinca yalanlarla dımdızlak kalmayacak miyiz sanki? çok şükür ki körluğümuze kör olduğumuzdan kimsenin aklına gelmez bu, çok şukur. İste golgesine tutunamayan bir Marcus ve onu boynuzlarina takip ilerleyen kızgın bogalar. Masalların tekrar ettiği epik soylem. Basit bir ögrenci isyanı (ilerleyen sayfalarda daha devasa boyutlarda bir gösteri mevcuttur) bu kadar abartılmali mi derseniz evet sabun köpuklerinden kafanız kaldırıp da bir bakın. Doğru yolda ilerleyenler (!), yanlış yolda hayatini mahvedenler, tercihte bulunmayanlar ve su an koltukta homurdanarak bu dandik yaziyiıokuyan herkesi ilgilendiriyor bu. Kirmizi baslikli kizi kim kurtaracak? Hic evinden cikmasa daha mutlu olmaz miydi? Yabancilarla konusmus ustelik. Avcilar dedikodusunu yapmaya baslamisti nicedir. Ne diyosun sen degisik karsi cikalim da dislanalim mi diyorsunuz degil mi? Evet belki dislanmis olacaksiniz superman kostumunuzu kaldirip atacaksiniz ama insanin kendini dışlaması daha rezilce değil mi? İntihardır bu. Cinayete kurban gitmeyi tercih edip kendimizi sayısız kez kurşunladiginiz hayatlarımızda göze alabileceğimiz ne var ki bu kadar değerli olan? İrade yalnızca. Özgürlük falan filan diye atilmayacagim hiç. Bu yanılgıya kapılırsanız Peter' in sevimli arkadaşı Wendy'e dönüşmüş bulacaksınız kendinizi. Sadece boyun damarlarında çın çın öten öfkeyi fark edin yeter. Yeterince şanslıysanız bir gün sıra size gelir. Öfkeyi ödünç almanız gerekebilir. Marcus'un bir de sevmediği bir arkadaşı vardı ne diyordu tıslayarak "hepinizden intikamımı alacağım... hepinizden!" :)
208 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
‘Her engellenmiş vatandaşın kendi Kafka’sı var.’
‘Ve her kızgın adamın kendi Melville’i’ diye karşılık veriyorum. ‘Peki o zaman, kitapseverler okudukları bütün o muhteşem düzyazıları ne yapacak-‘
‘-dişlerini geçirmekten başka? Aynen öyle. Dişlerini onları gırtlaklayan ellere değil,kitaplara geçirecekler.’
.
David Kepesh, bir üniversitede edebiyat profesörü. Onun Yahudiliği- sakin ve birbirine sadakatle bağlı ailesi- akademik kariyeri ve günlük yaşamından da söz edebiliriz tabii. Ama Philip Roth için bu fazlasıyla sıkıcı olurdu eminim. O yüzden Kepesh’in arzularını anlatmayı seçiyor. Üniversite yıllarından otuz yaşlarının ortalarına dek.. Şaşırtıcı Birgitta’yı, varlığıyla rahatsız edici bir bağımlık yaratan Helen’ı, sevgi dolu Claire’i..
.
Philip Roth’u Sabbath’ın Tiyatrosu’nda kıvrak, korkusuz ve zeka dolu diliyle tanımıştım. Bu eserinde dozu daha az olmasına rağmen cesur anlatımıyla karşılaşıyorsunuz. Toplama kamplarından cinselliğin sınırlarına..
.
Arzu Profesörü’nde en sevdiğim şey ise Kepesh’ in uzmanlık alanı olan Çehov ve Kafka’dan bahsettiği kısımlardı. (Hatta bir yerde Mişima’nın adının geçmiş olması da ayrı güzellikti:))
.
Çok sevdiğim Püren Özgören’in çevirisi, Sancar Dalman kapak tasarımıyla
384 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Philip Roth'un en politik romanı olarak kabul edilen Amerika'ya Tuzak bence Roth'un en akıcı romanı olmuş. Hikaye çocuk Philip Roth'un gözünden anlatılıyor.
Amerika'ya tuzak gerçek karakterlerin yer aldığı bir 'eğer öyle olsaydı' hikayesi, bir distopya. Romanda yer alan olaylar kurgu fakat karakterlerin bir kısmı gerçek.
Roman 1940 Haziran'ında başlıyor. 7 yaşındaki Philip Roth annesi, babası ve abisi Sandy ile Newark'ta yahudilerin yoğunlukta olduğu bir mahallede yaşamaktadır. II. Dünya savaşı tüm hızıyla devam etmektedir. ABD Başkanı Roosevelt iki dönemdir iktidardadır ve 1940 kasım seçiminde 3. Kez başkan olmasına kesin gözüyle bakılmaktadır. Fakat Cumhuriyetçi Partinin 1940 Haziran'ındaki kongresinde milli kahraman Charles Lindbergh başkan adayı seçilir ve ardından başkanlık seçimini kazanarak ABD'nin 33. Başkanı olur. Tarihte ilk, tek başına kesintisiz transatlantik uçuşu gerçekleştiren Lindberg Amerikalıların çok sevdiği bir kahraman olmasının yanında, Nazi sempatizanı ve Nazi onur madalyası sahibidir. Seçim kampanyasını Amerika'nın savaşa girmemesi üzerine kurgulayan Lindbergh, Roosevelt'i savaş çığırtkanlığı yapmakla ve yahudileri de devam eden savaşın sebebi olmakla suçlamaktadır. Başkan olduktan sonra Nazilerle gizli anlaşma yaparak ABD'yi savaşın dışında tutma politikasını devam ettirir. Fakat yahudilerle ilgili de ayrıştırma ve asimilasyon politikaları gittikçe artmaya başlar. Medyanın, iş dünyasının, hristiyan halkın, hatta bir kısım yahudilerin büyük desteğini alan Lindbergh’in önderliğinde faşist bir sistem kurulur. Nazilerin faaliyetlerine yapılan övgüler ve Beyaz Saray'da ağırlanan Nazi Bakanlar normalleştirilir. Yahudiler için yaşam tam anlamıyla kabusa dönüşür. Almanya ve Japonya'nın durdurulamaz işgalleri dünya haritasını değiştirirken, Lindbergh’in bir verdiği ödünler ve devletin geldiği durum ülkeyi hızla felakete sürükler. Ve 1942 Ekim'i geldiğinde ABD'nin aslında çok büyük bir komploya maruz kaldığı görülür.
Romanda Lindberg'in Cumhuriyetçilerin kurultayına gelip başkan adayı olmasıyla başlayan süreçle kitaptaki kurgu başlıyor ve bundan sonrası tamamiyle 'eğer öyle olsaydı' üzerinden anlatılıyor. Kitapta adı geçen Lindberg, Henry Ford, Walter Winchell, La Guardia gibi isimlerin davranışları sonucu gerçekleşen olaylar kurgu olsa da bu kişilerin davranışları gerçek hayattaki düşünceleri ve söylemleriyle benzerlik göstermektedir. Philip Roth gerçeklerin nerede bitip hayallerin nerede başladığını okuyucunun takip edebileceği şekilde, araştırma yaptığı kaynakları kitap sonuna eklemiş; çok sayıda kaynak kullanarak detaylı bir araştırma yaptığı görülüyor. Lindbergh’in katıldığı seminer ve toplantılarda yaptığı konuşmalar Nazi sempatizanlığını, yahudilere karşı tavrını ve ırkçılığını desteklemektedir. Hatta gerçek hayatta Lindbergh nazi onur nişanını reddetmesi konusunda baskı yapılınca iade etmeyip ABD hava kuvvetlerinden istifa etmeyi tercih etmiştir. Ayrıca işadamı Henry Ford'un Nazi Onur nişanı, yahudilere tepkisi ve sahibi olduğu gazetelerin yaptığı ırkçı propagandalar da kitaptaki kişilikle örtüşmektedir.
Bana göre Philip Roth kurmaca bir genel senaryo içine gerçek kişiler ve bunların olası davranışlarını eklemiş.
Yaklaşık 20 yıldır Türkçe'de eserleri yayınlanan bir yazarın böylesi bir başyapıtının bu kadar geç yayınlanması şaşırtıcı. Teşekkürler Monokl Yayınları.
400 syf.
·3 günde·9/10
Ne yazmalı ? Ne söylemeli? Bir kitap kaç duygu barındırır içinde ve kaç duyguyu fırlatıp atar?

Mickey Sabbath. Metresinin ölümüyle, zincire vurduğu-gizinde sakladığı -örümcek ağlarına mahkum ettiği ne varsa ortaya çıkarıyor.
.
Bir karakter çözülüyor. Erimekten farklı bir şey bu. Nasıl demeli.. Pürüzlerini zımparalayarak ufalmak. Kızamıyorsunuz, ağzına gelen onca kirli şey gözünüzün önünde evet. Söz konusu siz olsanız mideniz bile kaldırmayabilir bunları. Ama Philip Roth size ufak bir oyun oynuyor. Okuduğum en rahatsız edici, huzur bozan karakterlerden olan Sabbath’ı anlamaya çalışıyor ve ötesini görüyorum. Tüm kırılganlığıyla, şeffaflığıyla. Annesinden, ağabeyinden, eşinden ve kaybettiğine yandıklarından geriye kalanlarla..
.
Ve Drenka.. Harika bir karakter işlenişi.. Kışkırtıcı.. Yokluğuyla bile dolduruyordu Sabbath’ı.
.
Zorlu bir okuma. Su götürmez. Pek çokları sevmez bu da bir gerçek ..Ancak kafanızdaki tilkilerin kuyrukları birbirine değmiyorsa, ‘gerçek’ bir karakterle yüzleşmekten çekinmiyorsanız bu eseri kaçırmayın!
.
Hazmı zor ama her sayfadan haz duyulası. Bir insanın arzuları, korkuları , hayal kırıklıkları gibi avuçlarını kanatabilen duyguların bu denli çıplak anlatılmasından belki de. Sistemi eleştirmiyor sistemi ayakta tutan sütunları yıkıyor.
.
Velhasıl Roth ile tanışmam sessiz sedasız olmadı. Sabbath’ı siz de okusanız anlarsınız. Ahlak normlarını bir kenara bırakın çünkü karşılaşacağınız şey bambaşka bir şey sunuyor size: Karanlık, depresif ve göz kamaştırıcı.
Altını çizdiklerim de oldu benim aklımı çizikler atan cümleler de.. Yazarın diğer eserleri mi ? Onlar şimdiden alınacaklar listemin en başında yerini almış durumda.
.
Kıvanç Güney ise bu eserin ruhuna işleyen, enfes bir çeviri koyuyor ortaya.
144 syf.
·2 günde
Bir internet sitesinden deneme olarak yaptığım alışverişte öylesine sepete eklediğim kitap. Yazar ve kitap hakkında hiçbir bilgim yoktu.

Kahramanımız Marcus ailelerin ideal olarak nitelendirdiği bir çocuk. Derslerinde başarılı, çalışkan. Babasının kasap dükkanında ona yardım ediyor. Gelgelelim babasının paranoyaları onu çileden çıkarıyor. Babası başka haylaz (babasına göre) çocuklarla kıyaslayıp oğlunun da bu tarz davranışlar içinde olduğuna emin olup onu çevresinden ve özellikle kendisinden korumayı fena halde takıntı haline getirmiştir. Fakat buradaki sorun Marcus'un öyle bir çocuk olmaması. Yaşıtları gibi bir ergenlik yaşamıyor, istediklerini biliyor ve ona göre adımlar atıyor. Marcus çözümü ailesinin yanından taşınıp başka bir okula transferini istemekte buluyor.

Dikkatimi çeken şey bir yerden sonra babanın kaygıları Marcus'un da kaygılarının olması. "Korku acaba bulaşıcı bir şey mi?" diye sordurdu bana. Marcus artık bütün hareketlerini ve adımlarını tedirginlikle atıyor çünkü okuldan atılırsa Kore savaşına gidecek ve savaşta ölecek. Kitabı okurken histerik, sinir krizleri eşliğinde öfkeler beklerken, rutine bindirilmiş ve sıkışmış/sıkıştırılmış öfke görmek hoşuma gitti. Kitabın güzel işlendiğini düşünüyorum. Dönemin siyasi ortamının karakterler üzerinde nasıl izler bıraktığını görüyoruz.
404 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Bir haftalık okuma maratonu sonrasında -ki aslında bu romana daha fazla vakit ayrılması gerektiği kanaatindeyim- "Dünyada Levovların yaşamı kadar kusurlu olmayan ne var ki?" etkileyici cümlesiyle biten konusu sağlam iyi bir kitap okuduğumu düşünüyorum.
Romanı, yazım tekniği açısından, zaman içinde gidiş gelişler yaparak, kahramanları zaman zaman bilinç akışı yöntemini kullanıp konuşturarak, Amerika'nın yakın tarihinden -özellikle II. Dünya Savaşı'ndan 70'li yılların başına kadar- kırılma noktalarını da kullanarak toplumsal çalkantı ve etkileşimleri yerine göre ailevi ve bireysel değişimlere kadar indirgeyerek okunması biraz zahmetli bir metin olarak değerlendirebilirim.
Amerikan yakın tarihi dışında bazı bölümlerde ülkenin kuruluş aşamasından ulus olmaya doğru giden dönemlere de değinilmiş. Toplumun ırk, din ve köken kavgalarını özellikle Yahudilerle Hristiyanlar arasındaki çekişmeleri hayatlarını birleştiren bu iki dine mensup iki bireyin aileleri arasındaki uyum zorluğu da romanın ana izlekleri arasında.
Romanı eleştiren bazı okurların özellikle bazı konuları fazlasıyla detaylandırması -eldiven imalatı konusunda sayfalarca ve romanın ayrı bölümlerinde tekrar tekrar bahsedilmesi örneğinde olduğu gibi- bunun bir sıkıcılık yarattığı görüşüne kesinlikle katılıyorum. Hatta bir paragrafın içinde iç içe geçmiş ve kesmelerle ayrılmış birden fazla paragraf olması okurken tekrar paragraf başına dönmelere sebep oluyor ve bu tür bir okuma da sıkıcılığı artırabiliyor.
Henüz okumamış ve -gerçekten başarılı bulduğum- filmini de izlememiş okurlara tavsiyem romanı kesinlikle önce okumaları. Ben daha önce filmini izlediğim için konuyu biliyordum ama film kesinlikle romanın içindeki bir iki konuyu alıntılayarak çekilmiş; romanda çok daha fazlası var.
Romanı derin edebiyatı seven sabırlı okurlarına öneriyorum.
212 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Yazarın, okuduğum ikinci kitabı. Yine farklı bir düşünce modeli ile eleştiriler buldum kitapta. Bir adam düşünün ki aklı fikri cinsel ilişki de olan. Ama her önüne gelene değil, kendi kriterleri ve seçtiği köken bakımına göre seçimini yapıyor. Iş hayatında gayet başarılı kariyer sahibi bir adam. Yahudiliğin nasıl bir şey olduğunu, nasıl bir aile yapısı olduğunu, çocuklarını nasıl yetiştirdiklerini ve Portnoy'un bu durum karşısında nasıl ters orantı ile geliştiğini anlıyoruz. Hitler'in yahudilere yaptıklarına değinmeden etmiyor yazar. Değinmek derken, direk olan Hitler'in yahudilere yaptıklarına değil de, kırımdan sonra yahudilerin kimliklerinin nasıl yeniden şekillendiğine değiniyor. Yahudi denilince Hitler olmazsa olmaz çünkü. Her ne kadar farklı bir kitap olsa. Okuma zevki ayrı bir kitap. Aykırı edebiyat sevenler mutlaka okumalı. Ben okurken çok eğlendim. Olmadık yerlerde bir cümle kahkahalar ile gulmeme sebep oldu.
176 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Spoiler İçerir:
İçinde bulunduğumuz dönemde sanırım herkes tarafından okunması pek kolay olmayan bir kitap. Burada kastım kitabın konusu tabiki.
Yıllar önce Amerika'da geçen Polio vakasının konu alındığı, esas karakterimizin bu hastalığa yakalandıktan sonra hayatının gidişatını değiştiren bir roman.
Polio ile ilgili 2006'da Pulitzer ödüllü bir kitap da var ayrıca ancak sanırım henüz türkçeye çevrilmemiş.
Belki tam şu sıralarda birileri çeviri için harekete geçmiş olabilir. Zira şuan özellikle salgın filmleri birçok kişi tarafından izlenen filmler arasında (şahsen ben bu dönemde kitapları tercih ediyorum).
P. Roth'un okudğum beşinci kitabı ve sanırım en çok beğendiğim Pastoral Amerika'ydı (şimdilik çünkü henüz Bir Komünistle Evlendim kitabını okumadım).
Bu kitap da gayet başarılı, yumuşak bir dili var, okunması kolay, kurgusu dahilinde ilerlemiş ve Z. Bauman'ın vurguladığı gibi seçimlerimizin karakterimizi belirlediğini vurgulayan bir hikayesi var.
Daha derin, daha ince işçilikle yazılsa daha mı iyi bir eser olurdu acaba diye düşünmedim değil. Belki barındırdığı hüzün yazara kafi gelmiştir. Veya bir geçiş eseridir.
Özellikle alın okuyun diyemem ama saçmasapan bir şey okuyacağınıza bir yazar tanıma veya külliyatı tamamlama adına tercih edebilirsiniz.
İyi okumalar dilerim.
109 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
“Kül edin kalbimi, istekleriyle hasta/ ölen bir hayvanın gövdesinde/ ne olduğunu bilmeyen.”

William Butler Yeats’in bu dizelerini, kitabın iflah olmaz bir cinsellik düşkünü olan ana karakteri David kendisi için söylüyor. O kim mi? Bir akademisyen, bir ünlü, eğitim uzmanı. David Kepesh, 62 yaşında evliliğini ve oğlunu hayatının çok gerisinde bırakmış, her çekim duyduğu kadını avlamakta hiçbir sorunu olmayan bir haz çılgını.
Şunu söylemekte yarar görüyorum. Kitaba maskülen bir gözle bakabiliriz. Cinsellik anlatımı, tabirler, bazı detaylar kabaca açık seçik anlatılmış. Bir erkek anlatımıyla bazı yerler rahatsız bile edebilir! Ayrıca başka bir okur arkadaşın dediği gibi, kitabı okumak rahatsız ederse filmini izleyebilirsiniz. Elegy olarak beyazperdeye aktarılmıştı. https://www.imdb.com/title/tt0974554/ Ben önce filmi izleyip, sonra okuyan oldum. Filmi kitabın yanında daha hafif kalıyor.

Phillip Roth ilk kez okuyorum. David karakteri evliliği tiksindirici buluyor, poligam ilişkilerin adamı ve öğrencileriyle birlikte olmaktan en ufak bir çekincesi yok. Günün birinde öğrencilerinden birine aşık oluyor. Küba’lı Consuela ile başlayan ilişkisi zaman ilerledikçe David’i farklılaştırmaya başlıyor. İşte o andan itibaren, özgür cinsellik saplantılı adam buna engel olmaya çalışıyor. Consuela 24 yaşında, herkes tarafından ilgi gören, fiziksel, ruhsal cazibesi son noktada çok güzel bir kadın. Sıradan ama tahmin edilemez.

David diğer kadınlarla yaşadığı ilişkilerden ayrı, Consuela’yı önemsemeye başlıyor. Ve önemsemenin getirdiği kıskançlıklar, yaş sorunu, etrafın ona ne gözle bakacakları gibi daha önce hiç aklına getirmediği sıkıntılarla boğuşuyor. Bu arada oğlu ile yıllardır sorunlu bir baba-oğul ilişkisi var. Oğlunun da evlilik dışı ilişkisini biliyor. İkili arasındaki iletişim hep pürüzlü.

Bana göre yazar kitapta geleneksel değerleri yerden yere vurup, insanın istediği gibi yaşamasına vurgu yaparken asıl konu olan cinselliği ön planda tutuyor. Her şey onun etrafında dönüyor. Cinsellik olmasa erkekler kadınları niye çekici bulsun? Tanışma ve aşamalarını anlatırken bile sonuç belli diyor sadece bu süreci uzatmaktan başka bir işe yaramıyor. David, Consuela’yı etkilemeye çalışırken ona Kafka’nın el yazmalarını, diğer sanatsal çalışmaları gösteriyor. Bunlar esnasında sizce umurumda mı bunlar, benim ilgilendiğim gömleğinin içindekiler! Diyerek bir nevi erkek zihniyetinin aslında yalınlığını anlatıyor ki, genelleme olmasa bile doğru olduğunu biliyoruz.

Son olarak, kitap yazım dili akıcı, kesinlikle tıkanma yok. Dediğim gibi cinselliğin kaba tabirleri biraz rahatsız edebilir. David’in sorgulamaları, iç monologları akılda kalıcı. Bu tarz bir kitap okumak isterseniz, tavsiye edebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Philip Roth
Tam adı:
Philip Milton Roth
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Newark, New Jersey, ABD, 19 Mart 1933
19 Mart 1933'te New Jersey'in Newark kentinde doğdu. Bucknell Üniversitesi'ni bitirdikten sonra Chicago Üniversitesi'nde yüksek lisans öğrenimi gördü. Ardından Chicago'da İngiliz edebiyatı, Iowa ve Princeton üniversitelerinde yaratıcı yazarlık dersleri verdi. 1959'da, altı öyküsünü bir araya getirdiği ilk kitabı Goodbye Columbus yayımlandı (Kucak Dolusu, Çev.: Ülkü Tamer, Sander Yayınları, 1971). ABD'li Yahudilerin yaşamını son derece kişisel, keskin ve ironik bir dille tasvir ettiği bu kitapla Roth, 1960'ta Ulusal Kitap Ödülü'nü aldı. Ardından iki roman yazdı: 1962 tarihli Letting Go (Libby, Çev.: Seçkin Selvi, Sander Yayınları, 1973) ve 1967'de yayıımlanan When She Was Good. Şöhret ise 1969'da, ABD'nin nezih edebiyat çevrelerini karıştıran Portnoy's Complaint (Portnoy'un Feryadı, Çev.: Özden Arıkan, Ayrıntı Yayınları, 1999) ile geldi. Bilinç akışı tekniğinde eşsiz bir monolog olarak nitelenen bu eser, çağdaş, Amerikan edebiyatının en komik, en unutulmaz karakterlerinden birini yaratıyordu. 1972'de Ernest Lehman tarafından aynı adla sinemaya uyarlayan Portnoy'dan sonraki kitaplarında Roth, hep değişik anlatım teknikleri denedi, her seferinde değişik konulara el attı, ama ana temalarından ya da "takıntıları"ndan hiç uzaklaşmadı: Yahudi olmak, erkek olmak, bir ananın oğlu olmak, aydın olmak; ve bütün bunlardan doğan her türlü marazilikle uğraşmaya devam etti.

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 513 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 480 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.