"Buldum. Buldum. Son soru. Sen hala bir nebze olsun, kalbinin herhangi bir köşesinde, evliliğin bir aşk ilişkisi olduğu yanılsamasını taşıyor musun? Eğer taşıyorsan, bu birçok sorunun nedeni olabilir."
Soruyu soran karakter, bunun bir yanılsama olduğunu kabul ederek, içine kendi yargısını da katarak sormuş ama, siz ne düşünürsünüz? Evlilik kurumunu doğuran şey aşk mıdır? İnsanlar birbirlerine aşıklarsa, evlenmek kaçınılmaz mıdır? Yoksa birçok dramın da kaynağını oluşturan yargıya dayanarak, bir şeyin adı, kavuşamayınca mı aşka dönüşür? Aşk dediğin şey, seni başka bir yere vardıran geçit midir yoksa? Daha geçenlerde burada buna benzer bir yorum yapmıştım, ki hala da yorumumun arkasındayım. Bence aşk denilen nane, ya kendini tüketmek üzere doğar ya da başka bir şeye evrilmek üzere. Bunu evliliğe de evirebilir ama aşkla doğan evliliklerin sağlam temelli olacaklarını da kimse garanti edemez. Zira eskilerden bir şarkı, bu tezi çürütür: Evlilik aşkı öldürüyor güzelim ;) E katil zanlısı olarak da cezasını çekmekle mükellef... Güzelim "yurdum yargısı" gibi, öyle oradan buradan "hafifletici sebepler" kabul etmiyor.
Kitabın yazılış tarzı biraz farklı. Çokça "tırnak içinde" cümleyle karşılaşacaksınız, zira kitap baştan sona, diyaloglar halinde yazılmış. Başlarda, anlatılanlara, olaylara ve kişilere aşina olana dek, kim kimdir, kim kime neyi anlatıyor bir bocalatıyor, ben bocaladım en azından ve kitap bitene değin de net bir şekilde diyalogları sahiplerine pay edemedim. Bazı kısımların kitaba ne amaçla eklendiğini bir yere oturtamadım. Bu da benim kitaptan aldığım keyfi düşürdü.
Olay akışı, evli bir adamla evli bir kadının yaptığı kaçamaklarda birbirleriyle paylaştıkları etrafında şekilleniyor. Aralarda bu ikilinin eşleri ve bu ilişkiye temas eden diğer karakterler de ele