"aslında insanlar akıldan ya da hakikatten değil, sırf doğdukları için yaşarlar ve kalpleri, çarptığı müddetçe, çaresizliklerini işleyip parçalara böler, kendi de sabırla çalışmaktan cevherini yitirerek viran olur."
"Bana öyle geliyor ki biz çocuk kalmış bir milletiz ve daha olayları ve dünyayı, mucizelere bağlı, myth'lere bağlı bir şekilde yorumluyoruz en ciddi bir biçimde. Aklı başında bir Batılının gülerek karşılayacağı ve bize ölesiye ciddi gelen bir şekilde."
şunu söyler Zizek: romantik filmde aşk sahnesinde daima aşılmaz bir sınır vardır. aşk bir noktaya kadar anlatılır, o nokta geldiğinde görüntü bulanıklaşacak, kamera uzaklaşacak, sahne kesilecektir. Bu yüzden romantik filmde cinsel organların iç içe geçtiği "o anı" hiçbir zaman göremeyiz. pornografide ise sınır kalkmıştır "o an” gizlenmez, tersine her şey onu göstermenin bahanesidir. ama burada bir paradoks da vardır. aşk filminde zevk vermesi beklenen şey daima gizli kalır; pornografide ise zevk vermesi beklenen şey gösterilmiş, ama tam da bu yüzden yok olmuştur. yani arzuyu gösterdiğimiz anda ondan fazla uzaklaşmışızdır; "o an" artık bir anlam ifade etmez. bu durumda romantik filmde hikâye vardır, arzu tatminsiz kalır, pornografik filmdeyse hikâye "esas meseleye" girişin bahanesidir, dolayısıyla da hikâye filan yoktur. birinde arzu hep daha ilerdedir, diğerinde ise çoktan geride kalmıştır. belki şöyle de ifade edilebilir arzu ne birinde ne ötekinde, tam da bu iki dünyanın birlikte oluşturduğu, bu iki dünyanın bir türlü örtüşemiyor olmasının oluşturduğu gerilimdedir.
"kalbi firfiri bir saraydı. bir taş çölünün ortasındaydı bu saray, tepeciklerin ardına gizlenmiş, bataklıkların oluşturduğu bir vahayla çevrili, yedi boy taş duvarın ardında."