Masumiyet Müzesi basımından beri bir aşk kitabı olarak pazarlanıyor, yeni çıkan dizisi de bu pazarlamayı devam ettiriyor. Orhan Pamuk son bölümde kitabı yazarkenki asıl amacının müze değil; aşkı anlatmak olduğunu, kitabın her şeyden önce aşk hakkında bir düşünme olduğunu söylüyor.
Ben bu kitabın aşk üzerine değil obsesyon, bir takıntı üzerine olduğunu düşünüyorum açıkçası. Kitapta Kemal, Sibel'e Füsun'la yaşadıklarını itiraf ettikten sonra Sibel ve Kemal, Kemal'in Füsun'a karşı olan duygularından "hastalık" olarak bahsediyorlar ve ben bu duyguların aşktan daha çok hastalık olduğuna katılıyorum. Kemal'in nişanına aylar kala kendisinden on iki yaş küçük Füsun'la ilişki yaşamaya başlayıp Füsun'a karşı olan hislerine aşk demesine pek inanamadım. Kemal; kitap boyunca Füsun'u idealleştirdi, onu kendi cinsel zevklerini tatmin edecek bir obje olarak gördü. Füsun'un hayatının Sibel'e kıyasla daha basit olması ve Füsun'u daha kolay kontrol edebilmesi ona cazip geliyordu. Aralarındaki güç farkı yüzünden aslında Füsun hep Kemal'in avcunun içindeydi ama naz yapması, kolay elde edilemezmiş gibi davranması onu kendine çekiyordu. Oysa Sibel, Kemal ile benzer bir çevreden geliyordu. En az Kemal kadar eğitimliydi ve ekonomik olarak ona ihtiyaç duymuyordu. Füsun'un nazlı tavrının aksine aldattığını öğrenmesine rağmen Kemal'e anlayışla yaklaşmaya çalıştı.
Nazlı tavırlarından bahsederken Füsun'u suçlamıyorum asla, her zaman kendi eylerimden sorumluydu ama bu Kemal tarafından sömürüldüğü gerçeğini değiştirmez. Bedeni, hayalleri ve özel yaşamı Kemal'in serüvenin bir parçası oldular; takıntısını tatmin etmek için kullanıldılar. Kemal'le yaşadığı "aşk macerası" Füsun'un kafesi oldu. Ondan ayrılıp taşındığında bile peşini bırakmadı. Eğitiminden ve oyunculuk hayalinden oldu, ailesiyle beraber