berumend

Râgıb el-Isfahani Allah'ın insana lutfettiği hidâyeti dörde ayırır: Birinci hidayet: Allah'ın insanlara akıl, idrak ve irfan kabiliyeti vermiş olmasıdır. Aslında hidâyetin bu mertebesi bütün varlıklar için geçerlidir. Başka bir deyişle Allah, bütün varlığı; onları kendisi için yarattığı hedefi gerçekleştirmelerini sağlayacak bir donanımla var etmiştir. Hidayetin ikinci aşamasında ise Allah, vahiy indirerek peygamberleri aracılığıyla insanlara yol göstermiştir. Hidayetin bu türüne iman ve itaatle olumlu yanıt verenler hidayetin üçüncü aşamasına mazhar olurlar. Bu mertebe Kur'an'da şöyle ifade edilir: "وَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللهِ يَهْدِ قلبه " "Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. İsfahanî, hidayetin son aşamasının da Allah'ın insanı ahirette ebedi saadete yani cennete ve rızasına ulaştırması olduğunu ifade eder.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanın fıtrat üzere yaratılmasının sonuçlarından bir diğeri de insanın güzelliğe olan meylidir. Çünkü insan -Kur'an'da da ifade edildiği gibi- Allah'ın maddi ve manevi bakımdan en güzel şekilde yarattığı bir estetik abidesidir. Güzel ses, renk ve şekillere karşı hissedilen estetik eğilim; medenî olsun ilkel olsun, akıllı olsun deli olsun her insanda gözlemlenen fıtrî bir olgudur. İlk insanların mağara duvarlarına çizdikleri çeşitli şekiller, delilerin müzikle tedaviye verdikleri olumlu tepkiler hep bu eğilimin yansımalarıdır. Estetiğe karşı bu fıtrî eğilim, insanın, kainata ilmek ilmek işlenmiş olan cemal ve kemalden hareketle bunların yaratıcısı olan Allah'a ulaşması konusunda insana rehberlik eder ve insanı sanattan sanatkâra ulaştırır.
İnsanı hayvandan ayıran özelliklerin başında gelen fıtratın yansımalarından biri de insanın erdem ve faziletlere eğilimli olması ve buna bağlı olarak ahlaki değerler üretebilmesidir. İnsan bu tabiatının bir gereği olarak iyiliği ve doğruluğu sever, kötülükten ve sahtekârlıktan nefret eder. Güzel ahlaka karşı duyulan ilgi ve sevgi aslında insanın şeytana ve nefsine karşı imtihanı kaybetmemesi için Allah'ın onun fıtratına yerleştirdiği bir erdemdir. Fıtrat aşırı olumsuz psiko-sosyal şartlar sebebiyle bozulmadığı takdirde bu erdem, insan fıtratında varlığını devam ettirir. Bu duygunun fıtrîliğinden dolayıdır ki, tıpkı din örneğinde olduğu gibi, insanlık tarihi boyunca bütün toplumlarda, davranışları iyi ve kötü olarak sınıflandıran ahlak sistemleri var olagelmiştir.
Yüksek bir bina inşa edeceğiniz zaman zemini derin kazarsınız. Bina ne kadar yüksek olacaksa, zemin de o kadar derin olmalıdır. Zemin derinleştikçe, binayı yükseltme imkanınız artar. Eğer zemin kazmaya zaman ayırmazsanız çok yükseklere çıkamaz­sınız. Teolojik olarak ele aldığımızda imanımız için de aynı şey geçerli; inanç sahibi olduğumuz hususların çok derinlere kök salmış olması icab ediyor. Neye inandığımızı tam manası ile idrak etmemiz ve inandığımız şeyin kesinliği hususunda da kalben emin olmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde olursa amellerimiz inancımızı yansıtabilir.
Çoğu zaman Peygamber Efendimizin müthiş biri oldu­ğundan ve bizim için muazzam bir örnek teşkil ettiğinden bahsetmek çok kolayken, aynayı kendimize çevirip onun bize bıraktığı örneklikten ne kadar uzaklarda gezindiğimizi fark etmek çok zor oluyor. Allah salt biz onun örnekliğini takdir edelim diye onu mükemmel bir örnek kılmadı. Eli­mizden geldiğince o örneğe yetişmeye çalışalım diye onu yüksek bir yaradılış üzere kıldı.