Ortak Yaşam Alanlarında Huzur ve Sükûn Hakkı: Komşuluk Hukuku, Mülkiyet ve Sosyal Sorumluluk Ekseninde Bir İnceleme ​Modern kent hayatının en büyük açmazlarından biri, bireysel özgürlüklerin sınırları ile ortak yaşamın getirdiği zorunlulukların nerede kesişip nerede ayrılacağı problemidir. Özellikle apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında bu durum, hukukun, sosyolojinin ve felsefenin doğrudan konusu haline gelen yapısal bir çatışmaya dönüşmektedir. Bu çatışmanın en somut tezahür ettiği yerler ise hiç şüphesiz yapıların giriş ve birinci katlarıdır. Mimari konumları gereği ortak bahçe, otopark veya avlu gibi alanlara en yakın mesafede bulunan bu katların malikleri, dış dünyanın keşmekeşine karşı en savunmasız kesimi oluşturur. Gün boyu zihinsel veya fiziksel bir emeğin ardından evine dönen, dinlenme hakkını kullanmak isteyen çalışanların ya da yaşları gereği sükûnete muhtaç yaşlı bireylerin yaşam alanları, kolektif alanlardaki kontrolsüz eylemlerle sıklıkla ihlâl edilmektedir. Ortak alanlarda çocukların top oynarken sınırları aşması, gürültünün boyutu ile birlikte genel ahlâk ve toplumsal saygı kurallarını zedeleyen küfürleşmelere dönüşmesi, konuyu basit bir çocuk oyunundan çıkarıp mülkiyet hakkının özüne ve kişilerin ruh sağlığına yönelik bir müdahale zeminine taşımaktadır. Bu makalede, söz konusu sorun Türk hukuku, Yargıtay emsalleri, disiplinler arası mantıksal zemin ve toplumsal sorumluluk ekseninde analiz edilecektir. ​Mülkiyet Hakkının Sınırı ve Huzur Hakkının Felsefi-Hukuki Temeli ​Hukuk sistemlerinin temelini oluşturan mülkiyet kavramı, bireye sadece bir taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi vermez; aynı zamanda o taşınmazın sınırları içinde dış müdahalelerden uzak, insani vakara yakışır bir yaşam sürme hakkını da tanır. Türk Medeni Kanunu kapsamında
Sosyoloji
İyi kalp beş para etmiyor bu devirde kötü olmakta bize göre değil arada kaldık gene vay anasını ya
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Aklı başında olan bir adam; refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn‑ü cemaline bina etmez. Belki kadınların hüsn‑ü cemalinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn‑ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki o bîçare ihtiyarladıkça kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhamet ile birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. " Risale-i Nur - Lem'alar / s.235
Gönderiyorum bugünün gündemini :)
Bugünün Gündemi/25.06.2026 (Tamamen Bilim Dışı) KOÇ “Sabrım var. Kullanmak istemiyorum.” BOĞA “Mutluluğun sırrını buldum. Kimseyi beklememek.” İKİZLER “Bir şey demeyeceğim dedim. Sonra üç sayfa konuştum.” YENGEÇ “İçime atıyorum. İçerisi artık depo gibi.” ASLAN “İlgi bağımlısı değilim. Sadece hak ettiğim ilgiyi istiyorum.” BAŞAK “Hata yapmaktan korkmuyorum. Başkalarının hata yapmasından korkuyorum.” TERAZİ “Kırıldım ama belli etmedim. Sonra eve gidip beş bölüm düşündüm.”
1000Kitap
Sahneye çıkmaya erinen ama "çıksam üç - beş kazanırdım aslında" diyen tembel sıtendapçı..
"Bê guman wê rojekê; ez û te di heman demê de hev bi bîr bînin.. Bes tu di yek saniyeyê jiyana xwe de jî be min bi bîr bîne..." Nazım Hikmet Ran
Kurdî