Mahur Beste: Bir Medeniyetin Sessiz Vedası
5/10
·160 syf.··
2011 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2011 00:00
Yazarın doğum günü olması sebebiyle yıllar önceki incelememi buraya taşımak istedim. Bazı kitaplar bittiğinde geriye olaylar kalır, bazılarıysa yalnızca hisler bırakır. Mahur Beste benim için ikinci gruba giren romanlardan biri oldu. Sayfalarını çevirdikçe bir hikâyeyi takip etmekten çok, değişen bir dünyanın sessizce dağılışına tanıklık ettiğimi hissettim. Ahmet Hamdi Tanpınar bu romanda okuru büyük olayların peşinden sürüklemiyor; aksine zamanın, hatıraların ve değişimin insan ruhunda açtığı izleri göstermeyi tercih ediyor. Belki de bu yüzden Mahur Beste, ilk bakışta sakin görünen ama üzerine düşündükçe derinleşen romanlardan biri. Roman, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan bir zaman diliminde geçiyor. Ancak bu dönem, tarih kitaplarında alışık olduğumuz büyük olaylarla değil; insanların hayatındaki küçük kırılmalar, aile ilişkileri ve değişen yaşam biçimleri üzerinden anlatılıyor. Tanpınar, bir medeniyetin dönüşümünü meydanlarda değil, evlerin içinde, sohbetlerde ve insanların iç seslerinde görünür kılıyor. Romanın merkezindeki Behçet Bey, Tanpınar'ın en etkileyici karakterlerinden biri. İlk bakışta kararsız, içine kapanık ve hayata tutunmakta zorlanan bir insan gibi görünse de zamanla onun yalnızca bireysel bir karakter olmadığını fark ediyoruz. Behçet Bey, eski ile yeni arasında sıkışmış bir toplumun sembolü hâline geliyor. Geçmişe ait değerlerle yetişmiş ama geleceğin gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda kalmış bir kuşağın sessiz temsilcisi gibi. Roman boyunca karşılaştığımız diğer karakterler de keskin çizgilerle çizilmiş kahramanlar değil. Hepsi kendi kırgınlıklarını, özlemlerini ve hayal kırıklıklarını taşıyan insanlar. Tanpınar'ın en güçlü yanlarından biri de burada ortaya çıkıyor. Karakterlerini yargılamıyor; onları bütün çelişkileriyle
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20198,3bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 23. kitabı
“Yağmur denizde sefalet oluyor değil mi ?” Bir sarrafın mücevherleri işlediği , bir bestekarın notalarla raks ettiği gibi romanını dahi şiirsel nakışlarla işleyerek yazan Tanpınar , adeta kelimelerle zamanı durdurmayı başarmış bir sanatkardır. XXyy ,coğrafyamızda çalkantılı ve devrimli günlerdi işte bu dönemde yaşamış olan değerli kalem, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde ki siyasi , kültürel değişimler ile doğu batı arasında ki sancılı sürece bizzat şahit olarak , bunları sadece eserlerinde yazmakla kalmayarak adeta kelimelerle, geçmiş ile geleceği cümlelerde buluşturmuştur. Bu kıymete değer eserlerinden bir tanesini de biz şanslı okuyucular Mayıs ayında okuyarak ,analiz tahlil ederek bir nebze de olsa edebiyatımızın hafızasını kendi perspektifimizle görme şansına eriştik. Ben de naçizane kendi paradigmam ve yorumumla bir şeyler söylemek istiyorum. Elbetteki Yaz Yağmuru kitabını tek bir edebiyat çerçevesinde ele alamam çünkü kültürel birikimi ve çok yönlü bir yazar olması nedeniyle ( yazar,şair,denemeyazarı,siyasetçi,akademisyen vs.) kaleminden çıkan şaheser ,bir çok perspektiften açıklanmaya değer. Edebi metin özelliğiyle şiirsel ,estetik açıdan bir cerrahın titizliğiyle kaleme alınmış her bir hikaye hem gözleri hem de ruhu doyurmakta böylelikle onun eserlerinin sadece okunmadığını hissedildiğine de şahit oluruz . Türkçeye kattığı senfoni tadında ki kelimelerin bezenmesi, düşünce dünyamıza bıraktığı izlerle eşine az rastlanan ,dimağlarımızda tat bırakmış Türk edebiyatının en zarif ve en derin sanatkarlarından biridir dersek mübalağ etmiş olmayız değil mi ? ( Burada kendimi Bridgerton’ da ki lady Whistledown gibi hissettim ) Yine tarihi bilgisi ve bilinci bunun yanında kendisinin de yaşanan değişim ve dönüşüme tanık olması neticesinde eserlerine
Yaz YağmuruAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2023466 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
5/10
·176 syf.··
2026 9. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:27
Merhabalar, kitaptan tam keyif alabilmek için hem klasik müzik tarihine (bestecilerin dönemlerine, tarzlarına) hem de müzik teorisine (kontrpuan, senfoni yapısı vb.) belirli bir düzeyde aşina olmak gerekir. Aksi takdirde cennetteki diyaloglar sadece "isim bombardımanı" gibi gelebilir. Demem o ki kitabın içindeki terimler biraz anlamsız gelebilir (tamam birazdan fazla anlamsız gelebilir.) Fakat kitap bittikten sonra bir çok klasik müzik sanatçısının gönül işlerine kadar bilgi sahibi oluyorsunuz. Kitap, klasik bir biyografi ya da alışılagelmiş bir roman değil; adeta edebi bir kolaj ve deneysel bir performanstır. 1991 yılında, Mozart’ın 200. ölüm yıldönümü anısına kaleme alınan kitap, Burgess’in sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda hayatının büyük bölümünü besteler yaparak geçirmiş sıkı bir müzisyen olduğunu en net gösteren yapıtlarından biridir. Kitabın Türkçe ismindeki "Deyyuslar" vurgusu boşa değildir. Burgess, Mozart gibi saf bir dehanın, dönemin "soylu, burjuva ve dalkavuk" tabakası tarafından nasıl sömürüldüğünü, anlaşılamadığını ve sefalete itildiğini sert bir ironiyle eleştirir. ​Kitaptaki en güçlü temalardan biri, müziğin varoluşsal amacıdır. Burgess, Mozart’ın ağzından sanatı sadece elitlerin hayatını süsleyen bir "duvar kağıdı" veya bir "oyuncak" olarak görenlere adeta meydan okur. Salieri üzerinden ise "Neden bu kusursuz yetenek benim gibi disiplinli birine değil de, ahlaken çocuksu ve fevri olan Mozart’a verildi?" sorusuyla ilahi adaleti ve dehanın doğasını sorgular. Özetle; Mozart ve Deyyuslar, Anthony Burgess'in Mozart'ın dehası önünde saygıyla eğilirken, bir yandan da onun etrafındaki yozlaşmış dünyaya, hatta müziği felsefi olarak tam kavrayamayan modern insana orta parmak çıkardığı, edebi olarak deneysel, zihnen hafifletici ama felsefi olarak ağır
1000Kitap
Mozart ve DeyyuslarAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,070 okunma
Puan vermedi
Bir garip beste, bir garip hikâyeyle birleşirse ne olur? Ortaya muazzam bir eser çıkar. Hayat bir sestir ve o sesten sayamayacağımız kadar çok melodi doğar. Düşünsenize, toplamda kaç nota vardır ki? Ama o birkaç notadan binlerce şarkı ortaya çıkar. Biraz düşünmek ve kendinizi farklı açılardan sorgulamak isterseniz, bu roman tam size göre. Yazarı çok seviyorum. Dili, üslubu ve olaylara bakış açısı o kadar doyurucu ki onu okumayan çok şey kaçırır. Edebiyatta üçüncü şahıs anlatımı oldukça sık kullanılır. Yazar da bu anlatım biçimini ustalıkla kullanarak anlatmak istediklerini okura daha geniş bir perspektiften ve daha etkili bir şekilde aktarmış. “Tanrı müziği yarattı ve sustu…” Bir baba-oğul hikâyesinden yola çıkan roman, 1930’lardan 1960’lı yıllara uzanan bir zaman diliminde, musiki evreni eşliğinde masallar ve efsanelerle örülü büyülü bir yolculuğa çıkarıyor okurunu. Efsunlu bu hikâyenin içinde Nubar ile ud sanatının inceliklerini keşfederken, Tahir’in gelişimine de tanıklık ediyorsunuz. Kötü bir annenin nelere sebep olabileceğini görürken, aşkın o muhteşem senfonisinin ud sanatına karıştığında nasıl bir büyü yarattığını sayfalar ilerledikçe daha iyi anlıyorsunuz. Çok, çok, çok iyi bir kitaptı. Okursanız asla pişman olmayacağınız kitaplardan biri. Birçok yerde notlar aldım; onları da ayrıca paylaşacağım.
Avucumda Rüzgar Varİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap · 2022161 okunma
7/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yazdığı üç serinin ilki. Behçet karakterinden yola çıkarak yavaş yavaş onun çevresindekileri insanları analiz ediyor. Bunu yaparken aynı zamanda da Osmanlı'nın içinde bulunduğu durumu detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor. Okurken kopukluk hissi yaşatabilir çünkü sadece Behçet Bey üzerinden gitmiyor. O ve onunla bağlantılı olan herkesin hayatına detaylı bir şekilde iniyor. Ahmet Hamdi Tanpınar'dan okuduğum ilk eserdi. Dili bana göre gayet anlaşılır. Tanpınar'ı tanıyanlar neyi ne için yazdığını bilirler. Katmanlı bir romandı.
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20198,3bin okunma
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 174. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:38
"FİGARO'NUN DÜĞÜNÜ" "İntikam, oh, tatlı intikam Onurlu bir adam için bir ferahlıktır; Utanç ve onursuzluğu unutmak, Alçaklık ve adiliktir. Zarif ve esprili, keskin ve nükteli, Her zaman eleştirel ve her zaman politik, Evet, yapabilirsin... Dava önemlidir! Ama inan bana, onu mahvedeceğim. Ve tüm yasaları çarpıtmalıysam, Ve tüm kayıtları gözden geçirmek zorundaysam, Entrikalarla ve müdahalelerle, Başarısız olunamaz, zafer benimdir. Ve eğer tüm yasaları ben yaparsam..." Figaro’nun Düğünü, sahnelendiği dönemde pek çok kişiyi güldürmekten çok tedirgin eden bir opera. Mozart’ın başyapıtı, bestelendiği 1786 yılında “tehlikeli” damgası yemiş, hatta İmparator II. Joseph’in sansüründen geçmekte zorlanmış. Bu neşeli aşk oyununu bu kadar kışkırtıcı yapan neydi? Soyluların âhlaki çöküşü sergileniyordu. Kont sadakatsiz, kibirli ve halkının haklarını hiçe sayan biri olarak resmedilmişti. Alt sınıftan karakterler akıllı, becerikli ve âhlaki üstünlüğe sahipti. Feodal haklar (soylunun gelin üzerindeki “ilk gece hakkı”) alaya alınıyordu. Kont’un uşağı Figaro, güzel Susanna ile evlenmek ister ancak efendisi Kont Almaviva, eski feodal hakkını kullanarak gelinle ilk geceyi kendisi geçirmeyi planlamaktadır. Figaro ve Susanna, zekâlarıyla Kont’u alt etmek için çevirmedikleri dolaplar kalmaz. Opera tarihinde kadınlar hep birbirinin kuyusunu kazır. Burada değil tam aksine. Kontes ve Susanna rakip değil, müttefik. Biri eş, biri hizmetçi. Aralarındaki statü farkı dağlar kadar. Ama el ele verip Kont’a oyun kuruyorlar. En sevdiğim sahne burası oldu. Kontes diyor ki: “Gel kocama ders verelim.” Susanna “Olur” diyor. İntikam için değil, saygı için. Kadın dayanışması 250 yıl önce yazılmış. Kont karısını aldatıyor. Kontes öğreniyor. Modern bir dizi olsa bavul toplanır, kapı çarpılır. Ama Kontes öyle
Edebiyat
Figaro'nun DüğünüWolfgang Amadeus Mozart · Fihrist Kitap · 20245 okunma