Güler Hanım, metroda başını cama dayayıp sarsıla sarsıla uyuklamak yerine kitap okuyor. Şirketteki molalarında hepimiz gibi telefonda gezinmek yerine kitap okuyor. Bir eve aynı kitaptan iki tane alıyorlar, karı koca aynı kitabı okuyorlar, muhtemelen üzerine konuşuyorlar. Kendi bahçeleri var, hafta sonu kalkıp gidiyorlar. Ihlamur yetiştiriyorlar, topluyorlar. Bütün bunlar az şey değil. Hiç değil. Şirkette, bizim bulunduğumuz katta onun dışındaki herkes üniversite mezunu. Kaçının böyle bir hayatı, kendini inşa etme çabası, eşiyle bu kadar paylaşımcı bir ilişkisi var, bilemiyorum.
Ah ya. Suat Derviş’i daha önce tanıdığımı sanıyormuşum. Meğer onunla ilgili bildiklerim sadece hayatının kenarından geçen birkaç cümleden ibaretmiş. Osman Balcıgil’in anlatısı yüzünü yıllardır göremediğim bir kadının kapısını aralamak gibi geldi bana… Suat’ın kadınlığı… Onun yazarlığını biliyordum, siyasi duruşunu da. Ama bir kadın olarak taşıdığı yükleri, kırgınlıklarını, kendine has o inceliğini ilk kez bu kadar net gördüm. Sanki güçlü olmayı mecburen öğrenmiş biri gibi. Ne kadar yara aldıysa o kadar yazmış ve ne kadar susturulduysa o kadar ısrar etmiş… İlişkilerinde de, mesleğinde de, toplumla kurduğu gerilimde de hep aynı şeyi hissettim: Var olma hakkı için mücadele eden bir kadın. İşte bu da beni beklediğimden fazla etkiledi. Şimdi muhtemelen arka arkaya Suat Derviş okuyacağım…
İpek SabahlıkOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20173,207 okunma