Elli kelime ile Türkçe konuşan bir adam mesela, çıkıyor basın açıklaması yapıyor. Bu adam bunu yapabiliyorsa bu toplum beni kabul etmek zorunda. Etmiyorsa dayatırım. Suçu sürekli kendimde bulmayı bıraktım. Biraz da toplum düşünecek.
Bazı kitaplar insanın eline tesadüfen değil özlemini hatırlatmak için düşer. Bu da onlardan biriydi. O küçük halim yine yerde oturmuş, sayfaların içinden çıkan baharat kokulu rüzgarları dinliyor gibiydi… Çocukken Orta Doğu masallarına ayrı bir düşkündüm… Hala zihnimde adı unutulmuş ama kalbimde kalan masallar var. Onları yeniden bulmak umuduyla okudum her satırı. Çağdaş kitapların arasında bir nefeslik ara gibi geldi... Ruhu yoran, dünyayı fazla ciddiye alan hikayelerin arasında çocuk kalbimin o naif merakını yeniden hatırladım… Ve kitabı kapatırken hissettim ki bazı hikayeler geçmişte kalmaz, yalnızca zamanı geldiğinde insanın kalbine yeniden uğrar…
Bu kitabı ilk kez çok gençken okumuştum. Satırların derinliğini değil sadece hikayenin yüzünü görebilmişim o zaman Şimdi otuzlu yaşların sessiz bilgeliği eşliğinde bu satırların aslında o vakit değil de bu yaşta okunmak için yazıldığını hissediyorum…
Ruhun zincirlenmiş bedenden taşarak özgürlüğe kavuştuğu bir hikayenin çok ötesi… “Hiçbir duvar düşünceyi durduramaz” diyor ya Darrell Standing, karanlık bir hücrede bile yıldızların ışığını bulabilen bir aklın, insanı nasıl da sonsuzluğa taşıdığını ve bunun için gökyüzüne değil kendi içine bakman gerektiğini balyoz gibi indiriyor zihnine…
Çünkü karanlığın ortasında bile insan zihni kendi yıldızlarını yakmayı öğrenirmiş meğer
Yıldız GezginiJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,3bin okunma