bu kitapta altını çizdiğim o kadar çok cümle var ki.
Kitap iki kişinin aynı tarihlerde yazılmış günlüklerinden oluşuyor. bi tarafta annesini çok küçük yaşta kaybetmiş, problematik bir babaya sahip olan, hayatta sadece ve sadece abisini sevmis ve maalesef boşanmayla sonuçlanmış bir evlilik yaşayan Derya, bir tarafta güvensizlikler, konuşulmasi gerekenler varken sessizlik içinde büyümüş ve kendi tabiriyle hayata seyirci olarak gelmiş olan Ekmel Beyin günlüklerini görüyoruz (ki kendini günlüklerinde E. diye tanıtır, ismini Deryanın günlüklerinden öğreniriz). Ekmel Bey kendine bir defter ile ömür biçer günlüğüne yazdığı ilk sayfada; günlük bitince ölümün gelmesini talep eder. Derya ise gecmişin izlerini bir türlü silemeyen, abisinin eski yarım kalan aşkı Suzan’a karşı fikrimce bir suçluluk beslediginden başlar bir günlük tutmaya. Bu iki karakterin yolu Ekmel Bey’in, evine gelip onunla konuşacak bir arkadaş bulmak için(özellikle kadın olmasini ister) sahici olmayan ev ilanı vasıtasıyla kesişir ve karakterimiz Derya kendini Suzan olarak tanitip baslar Suzan’ın hikayesini Ekmel Bey’e anlatmaya. Bazen o anlatir, bazen Ekmel Bey’i dinler. Dağınık aile yapıları, yarim kalan aşklar, insanı kendine bile yabancılaştıran insan ilişkileri…
Ayfer Tunç edebiyatın başına gelmiş en başarılı yazarlardan biridir ve bunu bu kitaptan da anlayabilirsiniz. İyi okumalar