Jack London'ın aslında kendini anlattığı söylenen yarı otobiyografik romanıdır Martin Eden.
Bundan sonra yazacaklarım spoiler içerdiğinden dolayı romanı okumayı düşünen kitapseverler lütfen son iki paragrafa atlasınlar.
Martin, denizcilikle uğraşan, ortaokul mezunu bile olmayan, işçi sınıfına mensup bir bireyken, burjuva sınıfına mensup üniversite ögrencisi Ruth'a aşık olur ve hayatı değişir.
Kendini onunla sürekli kıyaslama yapar ve kendini sürekli ondan küçük görür. Bu sebepten dolayı kütüphaneyi kendine ev yapar, sürekli okur ve araştırma yapar.
Belli bir zaman sonra çok kültürlü bir bireye dönüşür, bu da onda yazar olma isteğini pekiştirir.
Hiç durmadan, birçok zorlukla cebelleşerek hikayeler ve romanlar yazar ancak yazdığı eserleri bir türlü editörlere kabul ettiremez. Bu süreç içinde Ruth ile nişanlanır. Hatta Ruth bile, Martin'in yazar olmasına ihtimal vermez ki, evlenebilmek için Martin'e babasının yanında düzenli bir iş teklif eder, Martin bu teklifi reddeder ve binbir rezillik içinde yazmaya devam eder ve bu inadından dolayı sevdiği kadını bile kaybeder.
Tam tüm inancını kesmişken tanıştığı yerel bir şairin şiirini ondan habersiz dergiye gönderip şiirin dergide yayınlanmasından sonra şair intihar eder ve telif hakkı Martin'e kalır. Bu sayede Martin'in eserlerinin de yolu açılır. Martin'in tüm eserlerinin çeşitli yayın organlarında yayınlanmasıyla Martin Eden, dünyadaki en popüler yazarlardan biri haline gelir ancak bu sefer Martin hayata olan inancını yitirir. Ruth'un geri dönmek istemesini bile geri çevirir.
En son olarak bir gemiden bilet alır ve bu yolculuk onun son yolculuğu olur.
Martin Eden, kısacası çok ibretlik ve çok zorlu bir hayat hikayesi. Jack London, eseri yazdığı koşullara göre muhteşem bir eser çıkarmış ortaya. Sınıf çatışmalarını, işçi