Su

Su
@bettyreadz
8/10
·256 syf.··
2025 42. kitabı
Patricia Engel’in daha önce ‘Sınırsız Ülke’ romanını okumuş ve çok sevmiştim. Bu kez 10 kısa öyküyle buluşturmuş bizi, hepsi aynı yerden, aynı kırıklıktan çıkmış öyküler bunlar. Göçmenlik, aidiyet, kalmak–gitmek arasında sıkışıp kalmış insanların hikayeleri. Kolombiya’dan Amerika’ya uzanan bir hat var kitapta ama mesele sadece coğrafya değil. Dil, kimlik, aile, pişmanlık, umut… Hepsi o “uzak dünya”nın içinde bir yere sıkışmış. Bu kitapla bir tık daha yakınlaştık. Özellikle araya serpiştirilmiş İspanyolca kelimeler, ki bu dile ayrı bir ilgim de olunca, hikayelere ayrı bir sıcaklık katmıştı. Öykülerin hepsi birbirinden etkileyici ama favorilerim Aida, Fausto, Guapa, Aguacero oldu.
Uzak DünyaPatricia Engel · Holden Kitap · 2025314 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
8/10
·592 syf.··
2025 39. kitabı
Sofie’nin Dünyası, bence kitap okuma alışkanlığı olmayan hatta belki kitaplara hiç ilgisi olmayan birinin bile adını duyduğu, felsefeyle ilgili olduğunu bildiği kült bir kitap. Okumaya başlamadan önce insanın gözünü korkutabilen bu metin aslında hayatın içinde ara ara varoluş sorgulaması yaptığımız anlardaki halimizin yazıya dökülmüş versiyonu gibi. Mesela sen hiç durduk yere “Ben kimim?” diye düşündün mü? Sofie, tam 15 yaşındayken bu soruyla karşılaşıyor işte. Posta kutusunda adının yazılı olduğu bir zarf buluyor. İçinde tek bir cümle: “Kimsin sen?” Ve sonra bir filozofla mektuplaşmaya başlıyor. Ama aslında onunla birlikte biz de başlıyoruz düşünmeye. Yani kitap biraz Sofie’ye yazılmış gibi görünüyor ama aslında bize yazılmış. Bu kitap felsefeyi sıkıcı terimlerle değil, bir çocuğun gözünden anlatıyor. Yeni doğmuş bir bebeğin her şeye şaşırması gibi, yazar da bize “yeniden şaşırmayı” öğretiyor. Çünkü yaş aldıkça her şeye alışıyoruz. Ve alıştıklarımızı sorgulamayı bırakıyoruz. Her yaştan okuyucu için fazlasıyla zihin açıcı. Doğa filozoflarından Sartre’a kadar felsefe tarihini sade ve hikayenin içinde yedirerek anlatıyor. Ve kitap boyunca defalarca dönüp dolaşıyoruz o baştaki soruya: “Kimsin sen?” Felsefeyle yakınlaşmak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri. İyi ki 13 yaşımdayken bana da hediye edilmiş
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma
7/10
·216 syf.··
2025 38. kitabı
Nickel Boys kapağıyla olduğu kadar hikayesiyle de beni etkileyen bir kitap. Zaten 2020 Pulitzer ödüllü. Yazarın iki pulitzer ödülü var, diğeri daha önce yazdığı ‘Yeraltı Demiryolu’ ondan da bi gün bahsederim. Elwood iyi, böyle hevesli çalışkan bir çocuk. Derslerine çalışıyor, adaletin peşinde, Martin Luther King’in sözlerini ezbere biliyor. Bir sabah, üniversiteye gitmek için otostop çekiyor. Ve şanssızlığı burada yakalıyor onu, araba çalıntı çıkıyor. Elwood kendini Nickel Akademisi denen “ıslah” kurumunda buluyor. Ama burası ıslah falan değil. Burası hayatta kalma kampı. Kimi gece yatağından alınıp bir binaya götürülüyor; beyaz ev. Kimi ortadan kayboluyor. Geri dönebilen şanslı sayılıyor. Nickel denen bu karanlık yerde adalet yok, merhamet yok. Elwood bu sistemin içinde inandığı değerleri korumaya çalışıyor. Yanında da Turner var. İkisinin dostluğu, bu romanın kalbi. Kitabın dili yalın ama anlatılanlar sert işte. Bi de sonunu tahmin ettiğini sanıyorsun ya, etmiyorsun. Bir yerde her şey ters yüz oluyor. Ben çok etkilendim. Zaten hikaye Florida’da 111 yıl boyunca faaliyet gösteren ve sonradan son derece istismarcı olduğu ortaya çıkan Dozier okulundan esinlenerek yazılmış. Yani gerçek bir Amerikan kâbusu. Kalbinizi kırabilir.
Nickel ÇocuklarıColson Whitehead · Siren Yayınları · 2019906 okunma
8/10
·1040 syf.··
2025 33. kitabı
Tuğla gibi, aşırı çok karakter ve olay içeren bir kitap bu. 1930’ların Çin’inde geçen, dokuz çocuğuyla hayatta kalmaya çalışan bir annenin hikayesi diyebiliriz. İlk bölüm üçüncü tekil şahıs anlatımıyla başlıyor, ki bu biraz yavaş bir başlangıçtı ama “altın oğul” Jintong doğduktan sonra hikayeyi ondan dinliyoruz; ‘…annem nihayet kendine geldi. Gördüğü ilk şey bacaklarımın arasındaki o ipekböceği kozasını andıran p.pi oldu, gözünün feri kaçmış annemin gözleri birden ışıl ışıl parlamaya başladı. Beni kollarına alıp fır fır gagalayan bir tavuk gibi öptü.’ 8 kız çocuğunun ardından gelen o “mübarek erkek çocuk” beklentisini karşılayamayan bir figür Jintong; sinik, sadece meme emerek büyüyen, kadın bedenine takıntılı, pasif bir karakter. Ve kadınlar… Anne Lu ve 8 kızı. Her biri hayatta kalmak için bir şekilde “kendini sunmak” zorunda bırakılıyor. Kime? O an güçlü olan kimse ona. Seçim yok, özgürlük yok. Saygı görmek için bile erkek çocuk doğurmak gerekiyor. Kitap, Çin’in modernleşme süreci, Japon işgali gibi tarihsel arka planla örülü. Asla durağan değil. Hatta yer yer “bu kadarı da olmaz” diyorsun. Misal, değirmende çalışan işçilerin buğdayı yutarak evlerine kaçırması, sonra o buğdayı kusup ailelerine yemek yapmaları gibi. Son bölümde ise annenin geçmişine dönüyoruz — nasıl evlendiğini, aşık olduğunu, 9 çocuğu nasıl dünyaya getirdiğini öğreniyoruz. Burada şok üstüne şok oluyoruz Kitap boyunca “meme” baya başrol gibi. Jintong annesinin memesine bağımlı bir karakter ve 10 yaşına kadar anne sütüyle besleniyor, fakat kadının hali kalmadığı noktada bir keçi buluyorlar ve acıkınca keçiden süt emiyor. O da bitince kadınlara sarıyor Böyle absürt bir karakter. Bir kadının hayatta kalma öyküsü gibi dursa da, aslında bir halkın, bir toplumun, bir düzenin aynası olmuş bu
İri Memeler ve Geniş KalçalarMo Yan · Can Yayınları · 20191,031 okunma
8/10
·293 syf.··
2025 32. kitabı
Evet, herkes okuduysa bişeyler yazabilirim Hatta yakında filmini izleyeceğiz ve bunun için oldukça heyecanlıyım Bu kitabı okurken zaten en baştan sonunu biliyorsun diye düşünüyorum. Hamnet ölecek. Ama seni asıl paramparça eden şey, o noktaya giden yol oluyor… Bildiğimiz hikaye şu, Shakespeare ve eşi Agnes’in üç çocuğu olur: Susanna, Judith ve Hamnet. İkizlerden Hamnet, çocukken kesin olarak bilinmeyen bir hastalık nedeniyle hayatını kaybeder. Daha sonra babası Shakespeare, onun anısına Hamlet oyununu yazar. Kitap ise iki ayrı zaman çizgisinde ilerliyor: Biri Hamnet’in ve kardeşlerinin yaşadığı dönemi, diğeri ise Agnes ile Shakespeare’in tanışmasını anlatıyor. Hikaye, iki çocuğun oyun oynarken Judith’in ateşlenmesiyle başlıyor. Hamnet, ailesini bulmak için evin içinde koşturuyor ama kimse yok. Çok geçmeden hastalığın veba olduğunu anlıyoruz. Veba süreci öyle sıradan değil; yazar, bu kısmı çok yaratıcı ve farklı anlatıyor. Ama esas mesele şu: Bu kitap Shakespeare’i hiç adını anmadan anlatıyor. Onu bir baba, bir eş olarak görüyoruz. Agnes ise tüm hikayenin kalbi. Bitkilerle konuşan, sezgileriyle yaşayan ama evin kadını olmaktan fazlası olan bir karakter. Bu arada yazar diliyle seni resmen acının içinden geçiriyor. Böyle gözyaşı dökmüyorsun belki ama içinden bir şey çözülüyor gibi. Ayrıca adını bile anmadan Shakespeare’i bu kadar etkili anlatmak da büyük iş. Yazardan okuduğum ilk kitap ama son olmayacak.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,4bin okunma