İnsan gelişiminin temel harcıdır umut. Güven ve inanç onun üzerine inşa edilir. Ümitvar olmak bilişsel bir savunma düzeneği değil olumlu bir duygu halidir; gerçeklerden kaçış değil, ayağını sağlam bir zemine basarak, geleceği bugüne çağırma şeklidir. Kaybın gerçekliğini tanıma yetiniz olmalı ki umut var olsun. Kaybı göze alamayan umut edemez. Yas tutmaya hazır olan, umudu kuşanmaya da hazırdır.
Doğru insana doğru iş verilmeli. Doğru insanı doğru iş için bulsanız bile bu sistem değişmedikçe, gelir kaynakları değişmedikçe, devlet yapısı değişmedikçe doğru insan da ya bir süre sonra havlu atacaktır ya da bozulacaktır ve umuramaz hâle gelip yine kendi emeğine yabancılaşacaktır.
Ayrıca bir ülke geliştikçe özel sektöre devletin müdahalesinin azaldığını görüyorsunuz. Türkiye’de ise özel televizyon kanallarının neredeyse hepsi devlet yönetiminde. Bu kabul edilmez durumları yaratanlar ve liyakatsizliğe çanak tutanlar, kısa zamanda kazanmış gözükseler de, Hegel’in “efendi-köle diyalektiği” gibi kaybetmeye, en azından sevilmediklerini bilmeye mahkûmlar.
Bu nedenle uyanık olalım;iki anlamda uyanık olalım:
Auschwitz’den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima’dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz.