Bir an durakladım. Eğer her şeyi hatırlıyorsan, demek istedim, eğer gerçekten benim gibiysen, o zaman yarın gitmeden önce ya da taksinin kapısını kapatmak üzereyken, herkesle vedalaşıp da bu hayatta söylenecek hiçbir şey kalmadığında, bir kez olsun, şakadan bile olsa, sonradan akla gelen bir şeymiş gibi dön bana. Seninle beraberken benim için her şeyden değerli olan o zamanlar yaptığın gibi, yüzüme bak, gözlerimin içine bak ve adınla çağır beni.
Yine cevap gelmedi. Ama, Ulu Tanrım, duygulu bir insan mıydı, yoksa değil mi? Bu korku, nereden çıktığını bile bilmeden, nasıl sıkardı boğazını böyle? Korkak bir budala gibi titreyip duracak mıydı burada, yoksa kendine gelip aklını başına toplayacak mıydı? Çünkü, ne olursa olsun, duygulu bir insan mıydı, yoksa değil miydi?
Geçmişim kıskıvrak bağlamış işte beni. Bugün tek devinim yok ki varlığımı yönetmesin. Ama şu anda ben olan kişi, beklenmedik, süreksiz varlığım kaçıp gidiyor.